1- İman ve İslam'ın fazileti (Buhari, Müslim, Tirmizi) 2- Kadınların Bey'aü (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesei) 3- Kadınlara özen göstermek (Tirmizi) 4- Kadınların evlenmesi ve amelde iktisad (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud) 5- Kadınların itirafı (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei, İbni Mace) 6- Erkek hanımına yaklaşmamak için yemin ettiğinde 4 ay geçince boş olur (Buhari, Tirmizi) 7- karı ile koca arasında meydana gelen durumlar (Buhari, Müslim) 8- Kadınların künyeleri (Ebu Davud) 9- Peygamberimizin ismini ve künyesini koymanın caizliği (Ebu Davud) 10- Yeni doğan çocuğun kulağına ezan okumak (Ebu Davud, Tirmizi) 11- Hıristiyan kadının kabı (Buhari kitabında bu başlığı kullandı) 12- Anneye iyilik (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei) 13- Çocuklara ve akrabalara iyilik (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud) 14- Alış-verişte müsamaha (Muvatta) 15- Çocuklu (çocuğu olmuş) cariye ve şarkıa cariyenin satışının caiz olmaması (Muvatta) 16- Cariye satın almada hile yapmama (Buhari 'Muallak olarak', Tirmizi) 17- Şart ve istisna (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesei, İbni Mace) 18- Bakirelerle evlenmeye teşvik (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud) 19- Kardeşin (müslüman) ve başkasının nişanı üzerine nişandan nehy (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud) 20- Çocuk ile anasının arasını ayırmak (Tirmizi, Ebu Davud) 21- Cariye satın almada faiz (Razin) 22- Ayıplıyı geri iade etme (Muvatta) 23- Oruç kefareti (Buhari, Ebu Davud, Nesei) 24- Oruç gecesi kadınlara yaklaşmanın (cinsel ilişkinin) caizliği (Buhari, Ebu Davud, Tirmizi) 25- Ric'i talak (Ebu Davud, Nesai, Tirmizi) 26- Kocası vefat eden kadın (Buhari) 27- Çocukları yaşamayan kadınlar (Ebu Davud) 28- Kadının hicreti (Tirmizi) 29- Yetim ((Buhari, Müslim) 30- İki kızın mirası (Ebu Davud, Tirmizi) 31- Bakire ve dulun haddi (Müslim, Ebu Davud) 32- Sıra (Çok evlilikte kadınların sırası) (Tirmizi) 33- Kadınlara intişar (şehvetin uyanması) (Tirmizi) 34- Üryan (çıplak) kadının tavafı (Müslim, Nesai) 35- En hayırlı hazine (saklanacak şey) saliha kadındır (Ebu Davud, Tirmizi) 36- Cinsel ilişkide bulunmaksızın kadınlarla ilişki/oynaşmanın keffareti (Buhari, Müslim, Ebu Davud) 37- Hanımının çocuk doğurması için Allah'a ibadet eden (Buhari) 38- Kadının ayet manası sorması (Tirmizi) 39- Zina eden kadınla evlenme (Buhari, Müslim) 40- Kadınlar arasında kura (Buhari, Müslim) 41- Nikahlama ümidi (yaşlı kadınların) kalmamış kadınların istisnası (Ebu Davud) 42- Peygamberimizden yemeğin bereketi ve örtünme hükmünün başlaması (Buhari, Müslim, Tirmizi) 43- Çocuk ile zinadan dolayı tevbe edenin kefareti (Nesai, Tirmizi) 44- Hz.Aişe'nin (zina iftirasından) beraatı (Buhari) 45- Ademoğullarından, kadın olsun erkek olsun ufak tefek kusurları (Buhari, Müslim) 46- Dünyanın ihtiyar kadınları (Tirmizi) 47- Kendi nefsine tercih etme/Başkasını kendine tercih etme (Tirmizi) 48- Kadınların bey'atı (Buhari, Müslim) 49- İddette boşama (Nesai) 50- Tahrim suresinin nazil olması (Nesai) 51- Kız çocuklarını diri diri toprağa gömme (Ebu Davud) 52- Kadınlara değnek vurulması (Buhari, Müslim) 53- Duha suresinin nazil olması (Buhari, Müslim, Tirmizi) 54- Yeryüzünün, her köle ve cariyenin amelinden haber vermesi (Tirmizi) 55- Kadının mushanndan Kur'an'ın neshi (Buhari, Tirmizi) 56- Zinakârlan, Peygamberimizin rüyasında görmesi (Buhari, Tirmizi) 57- Rüyada kadın görmek (Buhari, Tirmizi) 58- Kadının rüyası (Muvatta) 59- Kadının araştırması (Ebu Davud) 60- Kadının esir edilmesi (Buhari, Müslim) 61- Gazvede kadın öldürme (Buhari, Müslim) 62- Kadınların yaralılan tedavisi ve hastalarla ilgilenmesi (Ebu Davud, Müslim, Tirmizi) 63- Harb ehlinden (Darul harbden) hicret eden kadınlar (Buhari). 64- Eman'dan sonra kadınların öldürülmesi (Ebu Davud) 65- Kadına rızık vermek (Buhari, Ebu Davud) 66- Kadının eman vermesi (Buhari, Müslim) 67- Kadınların ganimet nasibi/payı (Nesai, Ebu Davud) 68- Kadınların (ganimette) paylaşılması (Ebu Davud) 69- Zifafa gireceği bir kadını olan adamla savaşmamak (Buhari, Müslim) 70- Kadın ve cariyeye incinin paylaştırılması (Ebu Davud) 71- Yünden veya ipekten elbiseyi kadınlar arasında paylaştırma (Buhari) 72- Kadınların şahitliği (Tirmizi) ' 73- Kadınların haca (Buhari, Müslim) 74- Kadınların ihrama girmesi/Kadınların ihramı (Buhari, Ebu Davud) 75- Hayızlı ve lohusalı kadın nasıl ihrama girer (Müslim, Ebu Davud) 76-îhramlının kendisini kaşıması (Muvatta) 77- Kadının, ihramlının yanına oturması (Ebu Davud) 78-Hac'da kadınla cinsel ilişkide bulunmak (Muvatta) 79- Kadınlar için Hacc-ı Temeddü (Buhari -Muallak olarak-) 80- Hill'den kadınların Umresi (Buhari, Müslim) 81- Kadınların Kabe'yi tavafı (Buhari, Müslim) 82- (Hac'da) Hayızhnın acele etmesi (Hacan bütün görevlerini yapması, tavaf hariç) (Buhari, Müslim) 83- Erkeklerin kadınlarla beraber tavafı (Buhari) 84- Cüzzamlı kadının tavafı (Muvatta) 85- Kadınların Kabe'ye girmesi (Nesai) 86- Kadınların tavaf-ı ifazesi (Buhari, Müslim) 87- Kadınların cemreyi taşlaması (Muvatta) 88- Kadınların saçlarını kesmesi ve kısaltması (Tirmizi) 89-îhrama son vermenin zamanı (Buhari, Müslim) 90-Kurban (Ebu Davud, Muvatta) 91- Kadının hacda yakınının yerine naib (niyabet) olması (Buhari, Müslim) 92- Teşrik günlerinde kadınların tekbir getirmesi (Buhari) 93-Kadının, çocuktan haca (Müslim, Ebu Davud) 94-Hac'da kadının şart koşması (Buhari, Müslim) 95-Zina yapanların (had cezası) haddi (Buhari, Müslim) 96- Resülüllah'ın had cezası uyguladığı kadınlar (Buhari, Müs- 97- İftira atan kadının had cezası (Ebu Davud, Tirmizi) 98- Hırsızlık cezasının uygulanmasında şefaatin menedilmesi (Buhari, Müslim) 99- Had cezalarında hoşgörü (Ebu Davud, Nesai) 100- Çocuğu büyütme hakkı kimin (Ebu Davud, Tirmizi) 101-Haya (Buhari, Müslim) 102-Ahlak (Ebu Davud, Tirmizi) 103-Kadınların yönetici olması (Buhari, Tirmizi) 104- İmamın tebasından sorumluluğu (Buhari, Müslim) 105-Raşid halifeler (Buhari, Müslim) 106- Peygamberimizin Hz.Fatıma'ya mirası (Buhari, Müslim): 107- karı ile koca arasında şakalaşma (Buhari, Müslim) ' 108- Kadınların perçemleri (kahkülleri) (Buhari, Müslim) 109- Hz.Ömer'in defin için Hz.Aişe'den izin istemesi (Buhari) 110- Hul (Kadın kocasına mal vererek kendini boşamasını istemesi) (Tirmizi, Ebu Davud) 111-Kadına dua edilmesi (Ebu Davud, Ahmed b.Hanbel) ccc 112- Kadının kocasını araması (Tirmizi, Ebu Davud) 113- Kadının uyurken yaptığı dua (Buhari, Müslim) 114- Kadına üzüntü ve sıkıntı duasını öğretme (Tirmizi, Ebu Davud) 115- Kadir gecesinde kadının duası (Tirmizi) 116- Kadın için teşbih ve başka şeyler (Ebu Davud, Tirmizi) * 117- Kadınlara salavat getirmek (Buhari, Müslim) 118- Kadının diyeti (Nesai) 119- Ceninin diyeti (Buhari, Müslim) 120-Kadının hayvan kesmesi ve kesme aleti (Buhari) 121- Dünyayı zemmetme ve kadınlardan sakındırma (Müslim, Nesai) 122- Allah kullarına, bir kadının çocuğuna merhametinden daha merhametlidir (Buhari, Müslim) 123- Kadının hayvana merhameti (Buhari, Müslim, Ebu Davud) 124- Zıhar (Yasaklanan nikah türlerinden biri) (Buhari, Müslim) 125-Kadının süs eşyalarının zekatı (Buhari, Müslim) 126- İster erkek ister kadın olsun, babası olmayanın malının zekatı (Tirmizi) 127- Kadınlar üzerine fıtır sadakası (Buhari, Müslim) 128- Ehli Beyf e sadakanın (zekatın) haram olması (Buhari, Müslim) 129- Zekat kimlere helal olur (Buhari, Müslim) 130- Kadınların elbise yamaması (Tirmizi) 131- Kadınların miskinleri sevmesi CTirmizi) 132-Cehennem ehlinin çoğu kadınlardır (Buhari, Müslim) 133- Kadınların fakirliği (Buhari, Müslim) 134- Kızların süslenmesi (Ebu Davud) 135- Kadınların süslenmesi (Nesai, Ebu Davud) 136-Kadınların kına yakması (Nesai, Ebu Davud) 137- Kadınların başlarını traş etmelerinden menedilmesi (Nesai) 138- Kadın sevgisi / Kadınların sevilmesi (Nesai) 139- Kadının kokusu (Tirmizi, Nesai) 140- Kadının zinetinde durumlar (Buhari, Müslim) 141- Kadınların örtünmesi (Nesai) 142- Birşeyi kadına iade etmek (Buhari, Müslim) 143- Kadının yolculuğu (Buhari, Müslim) 144- Seferden aileye geri dönme (Buhari, Müslim) 145- Kadınm kırba/tulumun ağzından bereket beklemesi (Tirmizi) 146- Kadınların kadehi (Nesai) 147- Kadınlar arasında şiir söylemenin nehyedilmesi (Buhari Müslim) 148- Yatsı namazını kadınlar uyuyuncaya kadar tehir etmek (Buhari, Müslim) 149- Erkeğin karısı dışındakilere avretini göstermemesi (Ebu Davud, Tirmizi) 150- Namazda kadının örtüsü (Ebu Davud, Tirmizi) 151-Erkeğin arkasında kadının namazı (Buhari, Müslim) 152- Erkeğin hizasında kadın olduğu haldeki namazı (Buhari, Müslim) 153- "Allah nerede" sözüyle cariyenin imanla imtihan edilmesi (Müslim, Ebu Davud) . 154- Kadınların el çırpması (Buhari, Müslim) 155- Kadının, namaz kılanla kıble arasında bulunması (Buhari, Müslim) 156- Namazda kız çocuğunu taşıma (Buhari, Müslim) 157- Kadının çocuk için hüzünlenmesi (Buhari, Müslim) 158- Kadınlar namazdan ayrılıncaya kadar beklemek (Müslim, Ebu Davud) 159- Kadınların safları (Müslim, Ebu Davud) 160- Minber yapımında kadının durumu (Buhari, Müslim) 161- Cuma günü kadının gusletmesi (Buhari, Müslim) 162- Cuma'nın kadınlara vacib (farz) olmaması (Ebu Davud) 163- Kadının Hatib'in dilinden (Hutbesinden) Kur'an öğrenmesi (Müslim, Ebu Davud) 164- Erkeğin hanımına "Güzel yaptın" demesi (Nesai) 165- Erkeğin hanımıyla sabah namazının sünnetinden sonra konuşması (Buhari, Müslim) 166- Kadının kocasını namaza uyandırması (Ebu Davud, Nesai) 167- Kadınların namazgaha gelmeleri (Buhari, Müslim) 168- Ölen kadına namaz kılınması (Ebu Davud, Tirmizi) 169- Kadının kabrine ve gaibe namaz kılınması (Buhari, Müslim) 170- Refes (Açık-saçık/müstehcen söz söylemek) (Buhari, Müslim) 171- Nafile oruçta erkeğin hanımından yiyecek/yemek istemesi (Müslim, Ebu Davud) 172- öpme ve kadınlarla birleşme (Buhari, Müslim) 173- Arafe günü kadının oruç tutması (Muvatta) 174- Kadının iftarı (Tirmizi) 175- Kadının annesinin yerine oruç tutması (Buhari, Müslim) 176- Kadının orucu kaza etmesi (Ebu Davud, Tirmizi) 177- Ramazanda cinsel ilişki (Buhari, Müslim) 178- Kadının ölen çocuğuna ağlaması (Buhari, Müslim) 179- Musibetin yerine daha hayırlısının gelmesi (Müslim, Ebu Davud) 180- Sâra'ya sabrın ecri (Buhari, Müslim) 181- Kadının ölen çocuğuna taziye (Buhari, Müslim) 182- Kadının kocasına itaat etmesi (Buhari) 183- Kadının helali ve kocası için taziye (Muvatta) 184- Ahir zamanda kadınların çokluğu (Buhari, Müslim) 185- Zina eden kadına sadaka/zekat verilmesi (Buhari, Müslim) 186- Hanımına sadaka/zekat verme (Ebu Davud, Nesai) 187- Kadının, kocasının evinden harcaması (Buhari, Muslim) 188-Annenin yerine sadaka verme (Buhari, Ebu Davud) 189- Sıla-ı rahim ve Sıla-ı rahim'i kesme (Buhari, Müslim) 190- Kocanın karısı üzerinde cinsel ilişki ve diğer haklan (Buhari, Müslim, Tirmizi) 191- Kadının kocası üzerindeki haklan (Buhari, Müslim) 192- Kadının aklının ve dininin noksan olması (Buhari, Müslim, Ebu Davud) 193- Kadınların fitne olması (Buhari, Müslim) 194-Cennet ehlinin en azı kadınlardır (Müslim) 195-Kadının kocasına kızgınlığını bilme (Buhari, Müslim) 196- Kadının çocuğunun sırlan açıklamasını yasaklaması (Buhari, Müslim) 197- Aileye selam verme (Tirmizi, Ebu Davud) 198- Kadınların insanlara konumlarına göre davranması (Ebu Davud) 199- Kadın için komşu hakkı (Buhari, Ebu Davud) 200- Kadınlarla konuşmama /küsme (Ebu Davud) 201- Kadına bakma (Buhari, Müslim) 202-Kadına benzeme (Buhari, Ebu Davud) 203- Mehir (Buhari, Müslim) ' 204- Mehir belirlemeyenlerin mehri (Ebu Davud, Tirmizi) . 205- Hayız bezlerinin aüldığı'su (Buhari, Müslim, Ebu Davud) 206- Kadının, kocasının abdest suyu artığı ile gusletmesi (Ebu Davud, Nesai) 207- Kız çocuğunun bevli (Ebu Davud) 208- Kadının elbisesinin temizliği (Ebu Davud, Buhari) 209-Hayz kara (Buhari, Müslim) 210- Kadının, kocasının babasına abdest suyunu dökmesi (Buhari, Müslim) 211- Kadının kedinin yediği yerden yemesi (Ebu Davud) 212- Kadının, deride (üzümden, hurmadan) şıra yapması (Buhari, Nesai) 213- Kadının misvakı (Ebu Davud) 214- Soru sormada utanma (Ebu Davud) 215-Kadına dokunma (Buhari, Müslim) 216- Kadın için güneş tutulma namazı (Buhari, Müslim) 217- Kadının bir kişiyi misafir etmesi (Ebu Davud, Tirmizi) 218- Kadının teyemmüm ayetinin inmesine sebeb olması (Buhari, Müslim) 219- Cimadan (cinsel ilişkiden) dolayı gusül abdesti almak (Buhari, Müslim) 220- Kadının ihtilam olması (Ebu Davud, Tirmizi) 221- Kadının gusletmesi (Ebu Davud, Müslim) 222- Tüm kadınlardan bir gusül yapmak (Efendimiz tüm ka-dınlarını dolaşırdı sadece bir defa guslederdi) (Buhari, Müslim, Ebu Davud) 223- Kadının kocasını guslederken örtmesi ve gusülden sonra erkeğin hanımına sarılması (Müslim, Tirmizi) 224- Hayız ve lohusanın gusletmesi (Buhari, Müslim) 225- Erkeğin kadını arkasına bindirmesi (Ebu Davud) 226- Öldükten sonra kadının gusledilmesi (yıkanması) (Buhari, Müslim) 227-Ölünün soğuk suyla yıkanması (Nesai) 228- Öldükten sonra kadının kocasını yıkaması (Buhari, İbni Mace) 229- Kadınların hamama girmesi (Ebu Davud, Tirmizi) 230-Hayızlınm hükümleri (Buhari, Tirmizi) 231- Lohusa ve istihazeliler (Buhari, Tirmizi) 232- Kadının yemek yerken besmele çekmesi (Müslim, Ebu Davud) 233- Kadının yanında kertenkelenin bulunması (Buhari, Müslim) 234- Kadının at eti yemesi (Buhari, Müslim) 235- Gzye malı deve etinden kadınlara hediye edilmesi (Mu-vatta) 236-Kadın için velime (Buhari, Müslim) 237- Kız çocuğu için akika kurbanı (Buhari, Müslim) 238- Cariyenin ilaa ve kadının tedavisi (Buhari, Müslim) 239- Cariyenin rukiyye (okuyarak tedavi etme) istemesi ve ücret alması (Buhari, Müslim) 240- Kadının boşanması (Ebu Davud, Tirmizi) 241- Cinsel ilişkiden önce üç talakla boşama (Müslim, Ebu Davud) 242- Hayızlının boşanması (Buhari, Müslim) 243- İkrah olunanın, mecnunun ve sarhoşun talakı (Tirmizi, Buhari) 244- Evlenmeden önce talak (Ebu Davud, Tirmizi) 245- Köle ve cariyenin talakı (Ebu Davud, Tirmizi) 246- Talak konusunda değişik hükümler ve talakın zemmi (Ebu Davud, Tirmizi) 247- Kadının doğurmaması (Buhari, Müslim) 248- Zıhar yapana kefaretinde yardım etmek (Ebu Davud, Tirmizi) 249- Köle ve cariyelerin isimlendirilmesi (Buhari, Müslim) 250- Cariye azad etmek ve kadınların kölelerini azad etmesi (Ebu Davud, Tirmizi) 251- Tedbir ve kitabe (1) (Ebu Davud, Tirmizi) 252- Hulu ve talakta kadının iddeti (Ebu Davud, Tirmizi) 253- Kocası ölen kadının iddeti (Buhari, Müslim) 254- Kadınların istibrası (İstibra, hayızlının bir hayız geçirmesiyle hamilenin de doğurmasıyla hayızdan kesilenin ise hamileliği belli oluncaya kadar. Bakire ve küçük kız çocuğu istibra yapmaz. (Ebu Davud, Tirmizi) 255- Nafaka ve sukne (Oturma, ikamet etme) (Müslim, Ebu Davud) 256- Kocadan başkası için üç geceden fazla yas tutmak (Buhari, Müslim) 257- Umra ve Rukba (Bir kimsenin başkasına evini vs. vererek o senindir ben ölürsem, sen ölürsen de bana geri döner demesi um-radır. Birisinin birine ev vermesi bu ev o iki kişiden sonra ölene kalmasıdır rukbe) (Muvatta) 258- Kadının, kocasının fidyesini vermesi (Ebu Davud) 259- Kadınların (savaşta esir alınan/ganimet olan) müslüman-lar arasında taksimi (Buhari, Müslim) 260- Kadınların öldürülmesinin (savaşta) yasaklanması (Buhari, Müslim) 261- Fidye için adamdan kadını hibe etmesini istemek (Müslim, Ebu Davud) 262- Gazvede kadın elde etmek (Buhari, Müslim) 263- Kızlara bakmada teyze, anne konumundadır (Buhari, Müslim) 264- Kadınla mektup gönderme (Buhari, Müslim) 265- Kafirlerle savaşmak için kadının silah edinmesi (Müslim, Ebu Davud) 266- Kadınların kadınlar üzerine gayreti (Müslim, Nesai) 267- Kadınların gıybeti (Ebu Davud, Tirmizi) 268- Bayram günü cariyelerin şarkı söylemesi (Buhari, Müslim) 269- İki kadın arasında hüküm vermek (Buhari, Müslim) 270- Kadını şeytanın belasından korumak (Buhari, Müslim) 271- Ebu Talha'nın hanımı (Buhari, Müslim) 272- Peygamberimizin (s.a.v.), Hz.Aişe'ye olan sevgisi (Buhari, Müslim) 273- Peygamberimizin (s.a.v.), Hz.Fatana'ya olan sevgisi (Tirmizi) 274- Sizler Yusuf un arkadaşlarısınız (Aziz'in hanımı ve ellerini kesen kadınlar kastedilmekte) (Buhari) 275- Hicab ayetinin vurud sebebi (2) (Buhari, Müslim) 276- Erkeğin, kadın hastayken onunla ikamet etmesi (Buhari, Tirmizi) 277- Erkeğin, kadının yerine geçmesi (Buhari, Müslim) 278- Erkeğin, kadının durumundan kaygılanması (Tirmiz) 279- Kadının rüyası (Tirmizi) 280- Anne için istiğfar (Tirmizi) 281- Kadının çocuğuna isim verme (Tirmizi) 282- Peygamberimizin (s.a.v.) hanımlarının faziletleri (Buhari, Müslim) 283- Peygamberimizin (s.a.v.) ailesinin fazileti (Tirmizi, Müslim) 284- Kureyş kadınlarının fazileti (Buhari, Müslim) 285-Kadının köle azadında erkeğin durumu (Buhari, Müslim) 286-Kız çocuğunu yaşatmak (Buhari) 287-Din konularında kadınla konuşmak (Buhari, Müslim) 288- Önsel ilişkiden dolayı ecir kazanmak (Müslim, Tirmizi) 289- Kadınlar hakkında Allah'tan korkanı arşın gölgelendirmesi (Buhari, Müslim) 290- Kadınları hummaya küfretmekten nehyetmek (Müslim) 291- Mü'min kadının beladan aldığı sevap (Tirmizi) 292- Çocuğunun ölümünden dolayı kadınlara vaazda bulunma ve bunun sevabı (Buhari, Müslim) 293- Kadınların mirası (Tirmizi, Ebu Davud) 294- Kızların ve kız kardeşlerin mirası (Buhari, Ebu Davud) 295- Lanetlenmiş kadının çocuğu (Ebu Davud, Tirmizi) 296- îddetii kadının mirası (Muvatta) 297- Zevil erhamın (akrabaların) mirası (Ebu Davud, Nesai, Muvatta) 298- Diyetten kadının mirası (Ebu Davud, Tirmizi) 299- Kadının zekattan mirası (Müslim, Ebu Davud) 300- Ebeveyn'in (anne-babanın), çocukların çocuklarının ve hanımın mirası (Buhari, Ebu Davud) 301- Kadın için azad ettiği kölenin mirası (Müslim) 302- Hz.Fatıma'nın babasının mirasını istemesi (Buhari, Müslim) 303- Ailenin fitne olması (Buhari, Müslim) 304- Anneyle cinsel ilişkide bulunma (Tirmizi) 305- Kadınların fışkı ve azgınlığı (Buhari, Razin) 306- Haccac'ın İbni Zübeyr'in annesini istemesi (Müslim) 307- İnsanın annesinin karnında ruh üfleninoeye kadar toplanması, meydana gelmesi (Buhari, Müslim) 308- Anne karnında insanın cennetlik ve cehnnemlik olması (Müslim) 309- Kadının kadını dava etmesi (Buhari, Müslim) 310- Hain ve zaninin şehadetinin reddedilmesi (Ebu Davud) 311- Sihirbaz kadının öldürülmesi (Muvatta) 312- Kadının köpeğinin öldürülmesi (Buhari, Müslim) • 313- Peygamberimize çatan ve küfredenin öldürülmesi (Ebu Davud, Nesai) 314- Zina eden kadın ve erkeğin öldürülmesi (Muvatta) 315-Cariyeyi öldürenin öldürülmesi (Buhari, Müslim) 316- Kadının zehirlenmiş koyun hediye etmesi (Ebu Davud) 317- Kadının engel olması, alıkoyması (Ebu Davud, Nesai) 318- Hz.İsmail (a.s.)'in annesinin hikayesi (Buhari) 319-Ashab-ı Uhdud'un hikayesi (Müslim) 320- Anneye isyan, zinayla ibtilaya yol açar (Buhari, Müslim) 321-Anne-babaya iyilik kurtuluşu sağlar (Buhari, Müslim) 322- Zina etme anında kadının Allah'tan korkması (Tirmizi) 323- Kadının hiyaneti (Buhari, Müslim) 324- Kıyamete yakın, kadınların putlara itaat etmesi (Buhari, Müslim) 325- Erkeğin, hanımına itaat etmesi (Tirmizi) 326- Cennet kadınları (Tirmizi) 327- Cennette cinsel ilişki gücü (Tirmizi) 328- Kadınların yemekleri/yiyecekleri (Ebu Davud, Buhari) 329- Zina yapan kadının aldığı para ve kölelerin kazana (Buhari, Müslim) 330- Kadınların yalan söylemesi (Buhari, Müslim) 331- Erkeğin kadına yalan söylemesi (Tirmizi, Buhari) 332-Kadınlara dair en büyük günah (Buhari, Müslim) 333- Kadınların peştamalı (Tirmizi, Nesai) 334- Kadınların başörtüsü (Ebu Davud) 335-Kadının (erkek) ayakkabısı giymesi (Ebu Davud) 336-Kadınların elbisesi (Buhari) ,. 337- Kadınlar için elbise renkleri (Ebu Davud, Buhari) 338- Kadının ipekli giymesi (Tirmizi, Nesai) 339- Kadının döşeği (Ebu Davud, Nesai) 340- Kadının buluntu maldan yemesi (Ebu Davud) 341- Lian lanetleşenlerin arasını ayırır (Ebu Davud) 342- Çocuğun ilhak edilmesi ve neseb davası (Buhari, Müslim) 343- Kız çocukların kız çocuklarıyla oynaması ve kadınların bunu bilmesi (Buhari, Müslim) 344- Hayvana lanetlemeden kadının nehyedilmesi (Müslim, Ebu Davud) 345- Kadınların lanetlenmesi (Buhari, Nesai) 346- Kadmlann, şeytanın tuzaklan olması (Razin) 347- Peygamberimiz (s.a.v.)'in hanımlarının nafakaları (Buhari, Müslim) 348- Kadınla mizah (Ebu Davud, Tirmizi) 349- Erkeğin (çok evli) sırası aranda hanımlarının birinin yanında vefatı (Buhari) 350- Kız çocuğunun babası için ağıt yakması (Buhari, Nesai) 351- Kadının ölüye ağlaması (Nesai, Buhari) 352- Kadının yıkanması ve kefenlenmesi (Ebu Davud) 353- Kadınların cenazelere tabi olmalarından nehyedilmesi (Buhari, Müslim) 354- Yabana birinin kadını defnetmesi (Buhari) 355- Ölüyü taşımak ve kadınların ölüleri ziyareti (Tirmizi, Buhari) 356- Hz.Fatıma'nın taziyeye çıkması (Ebu Davud, Nesai) 357- Kafir annenin kabrini ziyaret (Müslim, Ebu Davud) 358- Çocuğunu kaybetmiş kadına taziye (Tirmizi) 359- Yahudi kadını kabir azabım hatırlatması (Buhari, Müslim) 360- Camide kadının namaz kılması (Ebu Davud) 361- Hayızlı kadının camiye girmesinin yasaklanması (Ebu Davud) 362- Peygamberimiz (s.a.v.)'in çocukları (Razin) 363- Kadının Peygamberimiz (s.a.v.)'in terinden alması (Buhari, Müslim) 364- Erkeğin kadınlarla yürümesi (Nesai) 365- Vahyin kadının yaranda başlaması (Buhari, Müslim) 366- Kadından haber vermek (Buhari) 367- Kadının kocasına hadisle delil getirmesi (Buhari, Müslim) 368- El bakımından kadınların en uzunu (Buhari, Müslim) 369- Kadirim böğrünü almak (Razin) 370- Misafir için kadının yemek yapması (Buhari, Müslim) 371- Kız çocuğunun babasından ezayı menetmesi/gidermesi (Buhari, Müslim) 372- Kadın için hediye istemek ve kabul etmek (Müslim) 373- Kadirlin menisinin, erkeğin menisinin üzerine çıkması (Müslim) 374- Evlenmeden önce rüyada kadının (resmini) görmek (Buhari, Müslim) 375- Küçük kız çocuğunun evlenmesi/nikahı (Buhari, Müslim) 376- Dul kadmlann evlenmesi ve erkeğin kızım başkasına teklif etmesi (Buhari, Nesai) 377- Talak'tan sonra geri dönme/rucu (Ebu Davud, Nesai) 378- Ümmü Seleme'nin evlenmesi (Nesai) 379- Hz.Zeyneb'in evlenmesi (Buhari, Müslim) 380- Ümmü Habibe'nin evlenmesi (Ebu Davud, Nesai) 381- Hz.Safiyye'nin evlenmesi (Buhari, Müslim) 382- Hz.Cüveyriye'nin evlenmesi (Ebu Davud) 383- Cun'un kızının evlenmesi (Buhari, Nesai) 384-Ümmü Şerik (Nesai, Buhari) 385-Kadınların kocalarından nafaka istemesi (Müslim) 386- Kadınlarla evlenmeye teşvik (Ebu Davud, Nesai) 387- Nişan ve nişanda kadına bakmak (Nesai, Buhari) 388-Nikah edebleri (Tirmizi, Nesai) 389-Muta nikahı (Buhari, Müslim) 390- Cahiliye nikahırun çeşitleri/bölümleri (Buhari, Ebu Davud) 391-Nikah velileri ve şahitleri (Ebu Davud, Tirmizi) 392- Nikahta denklik (küfüv) (Tirmizi, Ebu Davud) 393- Kadınlardan evlenilmesi haram olanlar (Buhari, Tirmizi)» 394- Süt emme (Tirmizi, Buhari) 395- Hala ile teyzeyi ve benzerlerini cemetmenin haramlığı (Tir-mizi/EbuDavud) 396- Nikahın feshedilmesi (Ebu Davud, Bvıhari) 397- Kadınlar arasında adalet (Buhari, Müslim) 398- Azil ve çocuk emziren kadınla (cinsel ilişki) cima (Bahan, Müslim) 399-Bu konuyla alakalı ilaveler (Tirmizi, Ebu Davud) > 400- Kadının namaz nezretmesi / adaması (Müslim) 401- Kadının hac nezretmesi (Buhari, Müslim) 402- Kadırun def çalmayı nezretmesi (Ebu Davud) 403- Kadının, oğlunu kurban edeceğini adaması (Muvatta) 404- Kadın için hicret (Buhari, Müslim) 405-Kadının kadına hediye vermesi (Tirmizi) 406- Kadının, kocasından izinsiz hediye vermesinin yasaklan» ması (Ebu Davud, Nesai) 407- Sadece Kız çocuğunun mirasçı olması (Buhari, Müslim) 408- Erkeğin hanımlarını dolaşması (Buhari, Müslim) 409- Nikah peygamberlerin sünneüerindendir (Tirmizi) 410- Kadınları aldatma (Ebu Davud, Müslim) 411- Çocuk yatağındır (Kimin yatağında bulunduysa onundur) (Ebu Davud, Tirmizi) 412- Allah'ın nimet verdiği ve Allah'a şükreden kadınlar (Müslim) 413- Kadının müezzine icabet etmesi (Taberani, Kebir, Terğib veTerhib) 414- Kadınların namazlarını evlerinde kılmalarını teşvik ve dışarıda kılmalarından sakındırma (Ahmed b.Hanbel, îbni Hıbban) 415- Kadının kocasını namaz için uyandırması (Ebu Davud, Nesai) 416- Erkeğin kadını okutması (Ebu Davud, Nesai) 417- Zina için koşanlar (Taberani, Kebir ve Evsat) 418- Kadının kadından faydalanması (Lezbiyenlik) (Beyhaki) 419- Şarap düşkünü, fahişelerin ferçlerinden içerler (AhmeÜ b.Hanbel, îbni Hıbban) 420- Kadının insanların hediyelerini kabul etmesi (Terğib ve Terhib) 421- Kadının kocasına ve akrabalarına sadaka vermesine teşvik etmek ve bunları başkalarına takdim etmek (Buhari, Müslim) 422- Kocası izin verdiği zaman, kocasının malından sadaka vermeye kadınların teşvik edilmesi, izin vermezse teşvik edilmemesi (Ebu Davud, İbni Mace, Tirmizi) 423- Kadının ıslah ettiği lokmanın sevabı (Taberani, Evsafta) 424- Kadının kocası varken, ondan izin almadan oruç tutmasından sakındırma (Buhari, Müslim) 425-Kadınların dhad etmesi (Buhari, Nesai) 426- Hac farizasını yerine getirdikten sonra kadının evinde durması (Ahmed b.Hanbel) 427- Kocanın karısına bakması (Tirmizi, Hakim) 428- Mü'min kadınların azad edilmesi (îbni Mace, Ebu Davud) 429- Kadından gözü koruma (Tirmizi, Ebu Davud) 430- Yabana kadınla halvet (Taberani) 431- Zinanın çeşitleri (Buhari, Müslim) 432- Hür, dindar ve doğurgan kadınlarla evlenme (İbni Maoe, Müslim) 433- Kadınların ismini değiştirme (Tirmizi, Müslim) 434- Çocuklarından biri, ikisi ve üçü ölenler (Nesai, Müslim) 435- karı-koca arasındaki sırlatın ifşası (Ebu Davud, Müslim) 436- Saçını başkasının saçına bifştiren, iğneyle elini ve yüzünü kazıyarak boyayanlan, kaşlanm yolanlan, kaş yapanlan ve dişlerini inceltenleri sakındırma (Buhari, Müslim) 437- Kadını bir günde birden fazla yemek yemekten nehyetmek (Beyhaki) 438- Cinsel ilişkide kadının hilesi ve şarap pisliklerin/kötülüklerin anasıdır (Beyhaki, îbni Hıbban) 439- Komşunun hanımıyla zina (Buhari, Müslim) 440- Kölenin efendisini doğurması (Buhari, Müslim) 441- Kadınlara arkadan yaklaşmanın yasaklanması (îbni Mace, Nesai) 442- Kadırun hırsıza beddua etmekten menedilmesi (Ebu Davud)
Kalıcı Bağlantı
(0)
Yorum yaz!
Bu iki insan birbirleri için güzel bir nzıktır. Yani salih bir erkek, saliha bir kadın için, saliha bir kadın da salih bir erkek için n-zıknr. Hem de rızıkların en hayırlısı. Böyle bereketli ve hayırlı karı kocadan İslam ailesi ihya edilir. İslam dünyasının hasret kaldığı müslüman aile yuvası, İslam cemaatının çekirdeğidir. Sadece erkeklerden müteşekkil bir İslam cemaati kurma çabası, boş bir çabadan öteye geçmez. Müslüman bir aile binası kurmak isteyenler, müslüman bir cemiyet ihya etmek isteyenler, öncelikle müslüman hanımlar yetiştirmelidirler. Bunun ilk adımı ise erkek ile kadının birbirlerine birer nimet ve nzık olarak bakmalarından geçer. Şimdi ise asr-ı saadete başımızı çevirelim ve günümüz dünyasını aydınlatan bir olayı hep birlikte anlamaya çalışalım: Ensardan olan Ümmü Âmir, Peygamberimiz'in yanına gelir. Efendimizin etrafında ashap halka olmuştur. Ümmü Âmir şöyle der - Anam babam sana feda olsun Ey Allah'ın Rasülü. Ben kadınların temsilcisiyim. Beni, sana onlar elçi olarak gönderdiler. Allah (c.c.) seni erkek ve kadınların tamamına Peygamber olarak gönderdi. Sana ve Rabbine inandık. Biz kadınlar, evlerinizin temeli, şehvetlerinizi tatmin eden ve çocuklarınızı taşıyan kimseler olarak evlere kapandık kaldık. Buna rağmen siz, cuma, cemaat, hastalan ziyaret, cenazelere katılma ve hac yaptıktan sonra tekrar hac yapma konularında bizden daha faziletlisiniz. Bunlardan ayn Allah yolunda cihad da var. Siz erkekler hac veya umre ya da cihada çıktığınız zaman mallarınızı korur, elbiselerinizi diker ve çocuklarınızı terbiye ederiz. Bu ecir ve hayır işlerinde size ortak mıyız? Peygamberimiz (s.a.v.) Ümmü Âmir'i dikkatlice dinledikten sonra ashabına döner ve: "Dini konusunda bundan daha güzel meselesini ortaya koyan bir kadın gördünüz mü? diye sorar. Onlar da görmediklerini ifade ederler. Bu sefer Efendimiz kadına döner ve şöyle buyurur (Mealen): "Ey kadın! Dinle ve seni elçi olarak gönderen kadınlara bildir. - Kadmın kocasıyla iyi geçinmesi, onun rızasını kazanması ve onun muvafakatına uyması halinde, kocanın yaptıklarına denk sevap alır." Ümmü Âmir bu cevabı duyduğu zaman sevincinden "La ilahe illallah" cümlesini tekrarlayarak geri döner. İbn Sa'd Taba-kat'ında anlatır. Şu anlatılan olay ne erkeği fazilet olarak öne çıkarmakta ve ne de kadını erkekten aşağı düşürmektedir. Erkeğin üstünlük derecesini fazilet olarak anlamak yanlıştır. Çünkü Allah'ın emirlerine uygun olarak yaşayan kadın, Allah'ın emirlerini yaşamayan erkekten faziletlidir. Aynen bunun gibi, bir kadının yaşayışı, erkekten daha iyi ise elbette üstünlük ve fazilet kadına aittir. Hem bu dünyada ve hem de ahirette yüksek dereceler elde etmenin, çalışmaya bağlı olduğu ve bunun kadın veya erkek olmakla ilişkisi olmadığı anlaşılmalıdır. Her ikisi de fıtratlarına uygun olarak kendilerine emredilen görevleri yaparak hayır yarışına iştirak etmelidir. Eğer erkeğin faziletli oluşu doğuşundan kendisine verilmiş olsaydı, bu sefer haşa adaletsizlik olurdu. Allah (c.c.) ise bundan münezzehtir. Ne yazık ki durum bunun tam tersine cereyan etmektedir. Bu yanlış ve bozuk anlayış, erkeği buyurganlık durumuna getirmiş, rica ve lütfencilik gibi nezaketli hasleti köreltmiştir. Evine geldiğinde veya odaya girdiğinde kendisi için ayağa kalkmasını arzuladığı kadını için, acaba erkek de aynı duyarlılığa hazır mıdır? Gezmeden gelen bir hanımı kapıda karşılayan, ona "hoş geldiniz, nasıl geçti toplantınız" deme nezaketinde bulunan ve "yorgunsanız size bir çay yapayım" diyen erkek neyini kaybeder? Hiç bir şeyini. Üstelik çok şey kazanır. Hanımının yanında değeri, saygınlığı kat kat artar. Ölçülü, planlı ve alt yapısı Allah rızasına dayalı olan bu karşılıklı sevgi ve hizmet paylaşımını şefaatini dilediğimiz Hz. Peygamberimizin hayatında görebiliyoruz. Ve hanımları için en iyi koca olarak Efendimizi biliyoruz. Gerek Yahudilerin Hz. Havva için yaptığı haksızlık ve gerekse Hıristiyanların Hz. Meryem'e izafe ettikleri bir takım yanlışlıklar, zamanla müslümanlann da bu yanlışlıklara kurban olmasına sebep olmuştur. Senelerden beridir ilgi alanımıza girmiş olan karı koca hayatındaki müşterek hayat, bir takım yanlışlıklara veya yanlış anlamalara kurban gitmektedir. Klasik olarak kaleme alınan eserlerin çoğu basma kalıp niteliğindedir. Nakilcilik yapılmaktadır. Nakledilen hususlar, zamanımızın şartlan da göz önünde tutularak bir takım yorumlara açık tutulmalıdır. Bir gövdeye bağlı yüzlerce dal olduğu gibi, asla bağlı yüzlerce güzel fikir olabilir. Günümüzde kadına yönelik mesajlar, enine boyuna düşünülmeli ve kadınlan hizmetlerde tıkamayacak, onları Kur'an ve Sünnetle karşı karşıya getirmeyecek nitelikli projeler, planlar hazırlanmalıdır. En son Denge Yayınlan arasında çıkan "Kadın Ansiklopedisi" isimli dört ciltlik eser, cidden kayda değer. Ribat olarak diyoruz ki, dünya nüfusunun yüzde ellisini teşkil eden kadını İslam'ın ölçüleriyle değerlendirmek gerekir. Eli hamurlu kadın saçı uzun kadın anlayışı, yerini doğrulara terketme-lidir. Unutmayalım ki İslam tarihinde büyük bir otorite olan Hafız Zehebi, 150 kadından ders almış ve bunun içerisinden elli tanesinden ise icazet almıştır. Yine unutmayalım ki kendisini "Zindan Hatıralan" isimli eserinden tanıdığımız Zeynep Gazali'nin Kur'an-ı Kerim'i tefsir eden meşhur bir eseri vardır. Günümüzde binlerce, onbinlerce hatta milyonlarca erkek sübhaneke duasının mesajını bilmezken, müslüman bir kadın 114 sureden meydana gelen Kur'an-ı Kerim'i tefsir edecek bilgiye sahip olabiliyor. Bu durum ne demek istediğimizi açıkça ortaya koyuyor.
FARZEDELİM Kİ. BİR ANNE OLARAK: -Kocanız öldü ve siz dul kaldınız. Ama iki-üç çocuk annesisiniz. Yaşadığınız beldede Kur'an Kurslan kapatıldı. İmam Hatiplerin kapısına kilit vuruldu ve yaz kurslan diye bir şey yok artık. İnancınıza büyük ama çok büyük baskı ve dayatmalar başladı. Bu şartlarda sulbünüzden gelen çocuklarınızın eğitiminden, terbiyesinden, edeb ve ahlâkından hesaba çekilmeyecek misiniz?
BİR ANNE OLARAK: -Maddi imkansızlıklar içinde kıvranıyorsunuz. Eviniz yok veya çadınmsı bir şey yahut da göçebesiniz. Bir lokma ekmeğe muhtaç hale geldiniz. Nerede ise hayatta kalmak mücâdelesini veriyorsunuz. Bu şartlarda, dünya'ya getirdiğiniz yavrunuz ile ilgilenmeyecek, müslüman bir anne olarak onlara Allah ve Peygamberi, Kitap ve Sünnet'i tanıtmayacak mısınız?
BİR ANNE OLARAK: - Evinizde radyo, televizyon yok İnancınıza uygun olan sesli ve görüntülü aletlerden mahrumsunuz. Kaldığınız evde ne elekti-rik, ne çeşme, ne buzdolabı ve nede çamaşır makinesi var. Büfe, koltuk takımı, kardolabı sizin için bir hayal Böyle bir yokluk ortamında kalbinizin meyvesi olan çocuklannıza imara, ahlâkı, namazı, abdesti öğretmekten muaf mı tutulacaksınız?
BİR ANNE OLARAK : -Kocanız huysuz, problemli ve ağzı bozuk Size dayak atıyor, eve gelmiyor veya geç geliyor, gelse de sarhoş sarhoş geliyor. Evinizle ve sizinle de hiç ilgilenmiyor. Anlayışsız. Ormandan kesilmiş bir kütük gibi kaba-saba bir insan. Bu ağır şartlar altında çocuklarınıza yapabileceğiniz hiçbir hizmet, hiçbir tebliğ, hiç bir nasihat olmayacak mı?
YİNE BİR ANNE OLARAK: - Oturduğunuz yerde zelzele oldu. Semâdan yağan yağmur rahatken, afete dönüştü. Ortalığı seller bastı. Evinizin içi çamurla, balçıkla dolup taştı: Peki ciğerpareniz olan çocuklannızın âhiret kimliğine yönelik analık görevinizden âzât edildiğinizi düşünebilir misiniz? Eğer böyle düşünmüyor suçu, kabahati sizin dışınızdakilere yüklemeye çalışıyor, faturalan başkalanna ödettirmeye yöneli-yorsanız şimdi size bir başka tablo takdim ediyoruz: 'Yoksa siz (Ey Müslümanlar),sizden evvel gelip geçen, hatta Peygamberleri, beraberindeki mü'minlerle birlikte (Allah'ın yardımı ne zaman) diyecek kadar sıkıntılara ve acılara maruz kalıp sarsılan milletlerin hali, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz???" "Bilin ki Allah'ın yardımı yakındır." (Bakara, 214) Şu bir gerçektir ki, müslüman kadın hayatını üç şeyle paylaşır: Kadının evi, eşi ve işi. Müslüman kadının evi ya cennettir, yada cehennem. O'nu cennete hazırlayacak ve cehennem ile kendisi arasında engeller koyacak Allah'ın katından gönderdiği Kitab'ı ve Rasülünün sünnetidir. Kadınları laiklik adına, demokrasi adına, hak ve özgürlük adına istismar edenler, kadına en büyük haksızlığı, dolayısıyle zulmü yapmışlardır. Milli Eğitim Bakanlığı, iki cilt olarak çıkardığı 1000 temel eser serisinde yer alan 'Türk atasözleri ve deyimleri" isimli kitab'ın 2. cildinin 246.sahifesinde atasözü olarak geçen şudur: "Kadının saçı uzun, aklı kısadır." Yine bir başka acı gerçek, günümüzde çocuktan anndınlmış aile türlerinin öne çıkartılmasıdır. Çocuk yuvalanndaki artış, bunun çok aa belgesidir. Şimdi bu aa gerçekler önünde annelere diyoruz ki: - Okullar ister tatil olsun, ister olmasın, çocuklarınıza dinlerini vekâleten öğretme yerine, kendiniz bizzat öğretiniz. Çocuğunuzun ilk hocası, ilk muallimi, ilk öğretmeni siz olun. Yine Kur'an kurslarımız faaliyette olsun, İmam-Hatiplerimiz harıl harıl çalışsın, ancak bir çocuğun eğitim ve tâliminde annesinin mutlaka katkısı bulunmalıdır. Çocuklarınız için harcadığınız sevgilerinizi, şefkatlerinizi devam ettirirken, bilgilerinizi, tecrübelerinizi aktarmakta cimrilik yapmayınız. Yine bir anne olarak yaşadığınız aile hayatını, ev hayatını gözden geçirerek, İslam adına nelerin yapılması gerektiğinde söz sahibi olunuz. Şerefli bir aile olmanız için, şerefin Kur'an'da olduğunu, bir de Kur'an'ı okuyan ve yaşayanlarda olduğunu Kâf Sûresinin ilk ayetleri haber verir. Ailecek şerefli yaşamak için, evlâdımızın, kızımızın, karı ve kocanın şereflenmesinin ancak kulluk Kitabımızla mümkün olabileceğine, kendinizi inandırın. Evlerimizde Kur'an okumak ve öğrenmek için illa hafız olmak, arapça bilmek şart değildir. Hafızlarımız, arapçayı bilen alimlerimiz, kitabımızı açıklayan müfessirlerimiz, eserlerini önümüze sermişler. Mutfakta pişen ve sofraya konan yemek gibi, bir-yere hazırlamış ve önümüze koymuşlar. (Allah onlardan razı olsun). Bize düşen Kitabımızı okumak, anlamak ve yaşamaktır. Çünkü Kur'an-ı okumak ve yaşamak Allah ile beraber olmaktır. Kulluk Kitab'ımız olan Kur'an-ı Kerim'i aile hayatından dış-lamtş olanlar bir manada kendilerini cennetten dışlamış olan kimseler gibidirler. İdeâl manada sözü anlamak gerekir. Kadın, çocuklarının ve evinin çobanıdır. Hem de onurlu bir çobanı. Çünkü kadın çoban olmakla çocuğunu, dolayısıyla toplumu yetiştirip onurlandırmaktadır. Dünya müslümanlannın bugün geldiği nokta, müslüman anneye şu görevi vermiştir ki, analar çocuklan ile birlikte namaz kılsınlar, onlarla beraber islâmî faaliyetlere katılsınlar, aileyi ilgilendiren her konuda çocuklarla açık iletişime girsinler ve onların ruhen, aklen ve fikren kâmilleşmelerine, büyümelerine sebep olsunlar. Anneler çocuklarının istekleri ve sorunları karşısında onları mutlaka ciddiye almalı, onlarla konuşurken ikna cihetine gitmeli ve alternatifler sunmalıdırlar. Kısıtlamalara karşı kırgınlık ve kızgınlık doğar. Yeterli açıklama yapmaksızın sıkı bir kontrol çocukları iki yüzlü yapar. Baskı ve dayatmanın olduğu yerde çifte standart hastalığı kol gezer. Kızını dövmeyen dizini döver sözü, bir anne için taraf tutmaktır. Bu söz kızı aşağılamaktır, gerçek tarafı yoktur bu sözün. Hz.Fatıma odaya girdiğinde Peygamberimiz gülümseyerek ayağa kalkar, kollarını açar ciğerptare yavrusuna sarılır ve onu öper sonra yanına oturturdu. Kızlarımıza uygulanması icap eden tavır, bu orjinal olayın ışığında ele alınmalıdır. Ayaklarının altına cennetin serildiği, tüm analar, çocuklarını cennete uçurmanın mücadelesini vermelidirler. |
| Abdullah BÜYÜK |
MÜSLÜMAN HANIMLARIN DİKKATİNE
18/2/2008 · Kategori: Tum-Yonleriyle-Aile
Madde madde bir takım meselelere dikkatlerinizi çekmek istiyoruz. Bu meseleler üzerinde düşünmek, akletmek ve anlamak size yakışan bir haslettir, ahlâktır. Ancak mevzuya başlamadan evvel, bir başka önemli konuya eğilmenizi, hür fikirlerinizle konuyu tahlil etmenizi rica ediyoruz. Gerek sesli ve gerekse görüntülü medya şimdiye kadar devam ettirdiği şarlatanlığa bir yenisini daha kattı. O da müslüman halkımıza karşı yapılan itham dolu saygısızlıklardır. Peygamberimiz (s.a.v.)'in, vücudumuzdan bir parça olarak tarif ettiği din kardeşlerimizin başına gelen bela ve musibetlere karşı aldığımız tavırları, konuştuğumuz söz ve yorumları olduğu gibi Allah'ın kitabına ve Resulünün hadislerine havale etsek, nasıl bir netice ortaya çıkar acaba? Burada kim haklı, kim haksız gibi bir karar verme durumunda değiliz. Ancak Kur'an ahlakıyla ahlaklanması emredilen Müslüman Ümmet, medyanın verdiği haberlerin peşine takılarak, Hucurât suresini karşısına almış oldu. "Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucumt, 6) Bugün mevcut sistemde Hakimlik görevini yapanlar dahi, herhangi bir hadisede, o hadise ile alakalı kişileri dinlemeden karar vermek istemiyor. Şimdi de hep beraber Nûr suresine baş vurabm ve analarımızdan biri olan Hz. Aişe ile alakalı ültimatomvari yapılan ikazlara kulak verelim: "Bu iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın mü'mirilerin, kendi vicdanları ile hüsn-ü zanda bulunup da "Bu, apaçık bir iftiradır" de-meleri gerekmez miydi? Çünkü siz bu iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlannızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur. Onu duyduğunuzda, "Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşa, bu çok büyük bir iftiradır." demeli değil miydiniz? Eğer inanmış insanlarsanız, Allah, bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır. İnsanlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada da ahirette de çetin bir ceza vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Nur, 12-19) Şimdi de İslam tarihinden ve 2. halife Hz. Ömer'den bir hadiseye başımızı çevirip bakalım: Hz. Ömer (r.a.) Medine sokaklarında geceleyin dolaşırken, kulağına gelen bir sese dikkat eder ve evin bahçe duvarından atlayarak, içeri girer ve içki içen bir kişiyi yakalar. Onu azarlamaya başlayınca, adam: - Ey Ömer! Dur bakalım biraz. Ben bir günah işledim, sen ise üç tane . Allah evlere kapılarından girin buyurur, sen bahçe duvarından girdin. Kapılara vurup izin alarak evlere girin der, sen izinsiz girdin, İnsanların ayıplarını araştırmayın, tecessüs etmeyin buyurur, sen bunu da ihlal ettin. der. Hz. Ömer (r.a.) adama bazı nasihatlarda bulunarak hata ettiğini anlar ve çeker gider. Anayasamız Kur'an diyen müslüman bir toplum nasıl oluyor da daha işin başında Kur'an hükümlerine ters düşüyor. Bu memlekette nicelerine iftiralar atılmadı ki? Bugün iştahla, avurtlarını doldura doldura müslüman kardeşlerimize veryansın edenler, il müftüsünün kurban kesmek için aldığı keçisi çalınınca, "Müftü keçi çaldı iftirasını yaymadılar mı? Daha düne kadar nice muhterem liderlerle ilgili neler demediler ki? Mesele birilerini korumak, diğer birilerini karalamak değildir. Velev ki olay, müfteri medyanın dediği gibi olsa, acaba Kur'an'a inanan müslümanlann böyle mi tavır alması gerekirdi? "Kulağına gelen her şeyi araştırmadan etrafa yayanlar, başka günah aramasın" gibi Peygamber buyruklarını nereye otutturacağız? "İslam davası, İslam davası diyerek, uçkur davasına soyunanlar" tabirleri kimden gelirse gelsin, kabule şayan değildir. Bir vücudun uzuvlarına benzetilen müslüman toplum, kendi vücudunun organını kesip atmaktadır bugün. Efendimiz (s.a.v.)'in zamanında nice nice suç işleyenler, günaha dalanlar olmadı mı? Bir kısmı tevbe ederek, bir kısmına cezası verilerek neticede şerefli kimlikleriyle yine Mescid-i Nebevi'nin ön safında yer aldılar. Küçük çaplı bir imtihanda karıaatımızca çoklarımız döküldük. Demek ki müslüman müslümana güvenmiyor, müslüman diğer bir müslüman kardeşinin aasına ortak olmak istemiyor. Demek ki "Sen de mi Brütüs" diyeceğimiz insanlar hayli fazla. Zannedilmesin ki birilerini itham ediyoruz? Hayır. Sadece ve sadece bu ve buna benzer hadiselerin tekrarında Kur'an'a müracaat edilmesi gerektiğine işaret ediyoruz. Hak edenlerin cezaya çarptırılması Kur'an'ımızın buyruğudur.
a- ŞİMDİ SIRA GELDİ DİYECEKLERİMİZE 1. Kadtnın birinci vazifesi zevcelik olup, evinin işi ile meşgul olmasıdır. Kadının evinin işinin üzerine ilave edilecek vazifeleri örf belirler. Diğer deliller mevcut olmadığında örf burada delildir. Mesela günümüzde müslüman hanımların eğitilmesi hususu ihmale uğradığı için, çocukların eğitiminden birinci derecede sorumlu da kendisi olduğundan şayet çocuklara gereken eğitimi veremeyecekse, küçük yaştaki çocukların eğitimi için kreşler açılıyor. Her ne kadar istenilen seviyede olmasa bile, müslüman eğitici muallimelerin gayreti ile oraya giden çocuklar dinini öğrenmekte, terbiye ve edep verilmektedir. Günümüzde müslüman toplum, kadınlarını eğitinceye kadar ve her birinin kendi evini Kur'an taliminin yapılacağı yer haline getirinceye kadar böyle eğitim kurumlarından istifade edebilirler. Bugün zaten müslüman halkın örfü bu kurumların açılmasını gerekli kılmıştır. 1. Kadtn-Erkek arasındaki vazife taksiminde çok azı müstesna, gerisi örfe ve ihtiyaca göre değişebilir. Erkek evinde, misafir gibi bir durum arzetmemelidir. Pişirmek ve yıkamak gibi örfen yaygın olan şeyler kadınların ahlaki vazifelerindendir, erkeğin haklarından değildir. Baba evin reisidir, patronu değil. Çünkü ana-baba arasındaki ilişki, bir ortaklıktır. Her ortak birbirinin iyiliği için çalışmalıdır. 3. Kadınlara yönelik hizmetler, Türkiye'de yeni bir filizdir. Dolayısıyla kadınlara yönelik çalışmalar da bir filiz konumundadır. İşte bu çalışmalar Kitap ve Sünnet'in ışığında deneme-yanılma yoluyla devam etmektedir. Önemli olan nokta müslüman âlimlerimizin, bu sahada uzmanlaşmış sorumlu kardeşlerimizin müslüman kadınlara rehberlik etmesi, onlara gerekli olan hizmet yapılanmasında yardıma olmalarıdır. 4. Müslüman hanım, sâliha bir eş olma özelliğine sahip olmalıdır. Beyi eve gelirken sanki cennete gidiyormuşcasına duygulara kapılmalıdır. Kadın sanki bir mıknatıs gibi efendisini aile huzur yuvasına çekebilmelidir. Eğer müslüman hanım, beyi için böyle bir zemini hazırlamazsa, o zaman evin erkeği hakkı olmadığı halde başka yerlerde vakit geçirmeye başlamaktadır. Burada sorumlu evin kocasıdır deyip geçmek çözüm değildir. Burada çözüm büyük payla kadındadır.
b- KADIN DA İNSANDIR Hz. Peygamber Efendimiz hem erkeklere, hem de kadınlara eşit şekilde gönderilmiştir. Gerek Rabb'imizin hitabı ve gerekse Peygamberimizin hitabı, aynı şekilde hem erkeklere hem de kadınlara yöneliktir. Bu hitapları açık nas(hüküm) veya icma olmadıkça, erkeklere has kılınıp kadınları dışanda bırakmak caiz değildir. Arap dilinin bir özelliği olarak müzekker(erkek) ifade edilmiş Kur'an emirlerine, hanımlar kendilerini de muhatap saymakta en ufak bir tereddüt göstermiş değillerdir. Böyle anladıkları için Peygamberimizin devrinde yaşayan müslüman hanımlar namus ve iffetinin sınırları içinde kalarak - Erkeklerle birlikte İslam davetine koşmuş, - Hicreti göze almış, harbden korkmamış - Yaralıların imdadına koşmuş, - İcab etmiş kafir tepelemiş ve - İbadet hayatının her çeşidinde erkeklerle bir olmuş, - Beş vakit namaza, cuma'ya, bayram ve cenaze namazlarına katılmış, -Arafata çıkmış, Kabe'yi birlikte tavaf etmiş, - Çarşı pazar teftişinden kaçınmamış, imkan bulmuş, erkek alimleri önünde diz çöktürmüştür.
c- ENDÜLÜSLÜ BÜYÜK FIKIH OTORİTESİ İBNRÜŞDDERKİ: 1. Fıkıh, kadını faziletli kılıyor. Vücut uzuvları ve onunla mütenasip olan halet-i ruhiyenin dışında olan her hususta kadın-er-kek müsavidir, eşittir. 2. Fıtratına uygun bir şekilde kadının hukukunu İslam vermiştir. Yüksek vazifelerini tayin ve tesbit etmiştir. 3. Kadın, erkek gibi fikir ve irade sahibidir. Birinin diğerine tahakküm etmesi söz konusu olamaz. Her biri fikir, irade ve fiillerinde serbesttir. 4. Bir kadın, erkek gibi ilim tahsil eder, âlim olur, müftî olur, velî olur, müderris olur, müçtehid olur. 5. Kadın, erkek gibi velayet sahibidir. Muamelat hususunda erkekten hiçbir farkı yoktur. Malında dilediği gibi tasarruf eder. Şahit olur, vekil olur, kefil olur, ortak olur, dava açar, ticaret eder, vâsi olur. 6. Emr-i bil ma'ruf ve nehy-i anil münker hususunda vazife yapar. Fıkıh sadece, aile ocağını kurutmaya veya söndürmeye sebep olan vasıtaları yasaklar. 7. Bugünkü içtimai(sosyal) ahvalimiz kadınlarda bulunan servet membalarını gizli gizli kudretlerini anlamaya bırakmıyor. 8. Güya kadın, yalnız çocuk doğurmak ve emzirmek için yaratılmıştır. Kadınlarımıza yüklediğimiz bu hizmetkarlık onlardaki büyük işlere olan tüm kuvvetleri ve akli melekeleri bitiriyor. 9. Bundan dolayı içimizde faziletli, şanlı kadınlar bulunmuyor. Hayatları nebatat hayatı gibi geçiyor. Kocalarına sanki yük oluyor. 10. İşte memleketimizi tahrip eden sefalet bundan ileri geliyor. Bugün kadınlar sa'y ve gayretleriyle zaruri olan şeyi tedarik edemiyor. Asalak gibi yaşamaya mahkum oluyor." Tüm bu gerçeklere karşı tek bir itiraz var: Şartlar müsait değil. Buna karşı ciddi bir sual var: Peki müsait olan zemin şartlarını kim hazırlayacaktır? İslam'ın, müslümanca yaşanmasındaki gayret, yalnız erkeklere mi düşüyor? Müslüman sanatkarları kimler yetiştirecektir? Müslüman sanatçıları, müzisyenleri, tiyatrocuları, modelistleri kim ve kimler yetiştirecektir? "Ben erkek olsun, kadın olsun içinizden çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım." (AVİ imran, 195) "Siz hayır işlerinde yarışın." (Bakara, 148) "İnsan için kendi çalışmasından başka birşey yoktur." (Necm 39).
d- ENDÜLÜSLÜ BÜYÜK ÂLİM İBN HAZM ŞÖYLE DER Hz.Peygamber (s.a.v.) hem erkeklere, hem de kadınlara eşit i şekilde gönderilmiştir. Allahu Teâla'nın hitabı ve Hz.Peygamberimiz (s.a.v.)'in hitabı aynı şekilde hem erkeklere ve hem de kadınlara yöneliktir. Bu hitapları açık bir nass veya icma olmadıkça erkeklere has kılıp, kadınları dışarıda bırakmak caiz değildir." (el-İhkam, 3/81) Şu hususu da ifade etmek icab eder ki, Arap dilinin bir özelliği olarak insan kelimesi müzekker(erkek) olarak ifade edilmiştir. Ancak Kur'an'ın emirlerine kadınlar kendilerini de muhatap saydıkları için en küçük bir tereddüt göstermemişlerdir. Böyle anladıkları için Hz.Peygamberimiz (s.a.v.) devrinin kadını, iffetinin sınırları içinde kalarak; 1. Erkeklerle birlikte İslam davetine koşmuştur, 2. Erkekle birlikte hicreti göze almıştır, 3. Erkeklerle birlikte savaşlara katılmıştır, 4. Erkeklerle birlikte yaralıların imdadına koşmuştur. Bunlarla kalmamış, icap etmiş kafir tepelemiş, ibadet hayatinin her çeşidinde erkeklerle bir olmuş, beş vakit namaza, cumaya, bayram ve cenaze namazlarına katilmiş, Arafaf a çıkmış, Kabe'yi birlikte tavaf etmiş, zaruret duyulmuş çarşı-pazar teftişinden kaçınmamış, imkan bulmuş, erkek âlimleri önünde diz çöktürmüştür. Şimdi ise hep birlikte Cemel savaşının başlamasından önce, Hz. Aişe validemizin savaş sebebini izah etmesine bakalım. Hz. Aişe validemiz önce Nisa suresinin 114. ayetini okumuştur. Ayet ise: "Onların fısıldaşmalannın birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyenin fısıldaşması müstesna. Kim Allah'ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir mükafat vereceğiz." Ayeti okuduktan sonra Hz. Aişe şöyle demiştir: "Allah'ın ve Peygamberin, küçük büyük, erkek kadın herkese emrettikleri ıslah işi için harekete geçmiş bulunuyoruz. Gayemiz iyiliği emretmek, sizi ona teşvik etmek, kötülüklerden sizi alıkoymak ve onu değiştirmeye sevketmektir." (Tarihi Taberi) Şimdi bir düşünelim. Bir Yahudi erkeği, kadın yaratılmamış olduğu için her sabah şükreder. Bir Hrıstiyan erkeği ise, erkek kadın için değil, bilakis kadın erkek için yaratılmıştır, der. Bu kafaları bir tarafa koyalım ve Peygamber devri İslam hanımının o günkü seviyesine bir bakalım. Daha sonra da Türk aydınının, Bati kadınına hayran hayran bakışındaki çelişkilerini sizlere hatırlatalım. Sahabeden Abdurrahman bin Avf, Medine'de dolaşarak Hz. Osman ve Hz. Ali'den hangisinin halife seçilmesi gerektiği konusunda halkın görüşünü almıştır. Bu arada kadınlar ve genç kızlarla da görüştüğünü, bu konuda onların fikirlerini sorduğunu İbn Kesir isimli büyük âlim tarihinde anlatmıştır. Bütün bunlar bize şu gerçeği söylüyor: - Kadın ve erkek insanlık ve fazilet açısından aynı, ancak görevleri yönünden farklıdır. Burada birkaç noktaya işaret ederek, ara mesajımızı bitirmek istiyoruz: Günümüzde en çok konuşulan tesettür konusu, kadına günah işlemeyi, ona kötülük yapmayı engelleyen bir ortamın hazırlanması olarak ele alınmalıdır. Yani kadını cennete götürecek bir ortamda tutmak, onu tesettüre sokmak demektir. Kadının sadece bedenini değil, onun siyasi hayatını, hukuki hayatını, eğitim ve sosyal hayatını, fıtratına uygun bir biçimde hazırlamak, onu kapatmaktır. Bir başka husus ise kadının sömürülmesi meselesidir. Kadının sömürülmemesi için onun anne olması kâfidir. Anne olan kadınlar sömürülemez. Avrupa çok kadınla evlenmeyi yasaklamış, ancak çok kadınla beraber yaşamayı serbest bırakmıştır. Ülkemizde de birden fazla kadınla evlenmek yasak, ancak birden fazla kadınla istediğiniz şekilde yaşamak serbesttir. Bizler, aslolan evlilik tek evlilik üzerine kurulduğunu söylüyor, ancak dinimizin çok evlilik ile ilgili bölümüne dil uzatanlara alet olunmamasını hatırlatıyoruz. Kadının kıskanılması meselesine gelince, erkeğin hanımını kıskanması demek onu, kıymetli bir eşyayı saklar gibi, ellerin ye-tişemeyeceği, gözlerin göremeyeceği uzak bir yere hapsetmek değil, erkeğin hanımını kıskanması demek, onun namusunu korumak, adını yüceltmek, fitnelere karşı maruz kalmasını önlemek, zelil olmasını istememektir. Selçuklu döneminde en güzel bir muallime, bir eğitici, Osmanlı döneminde sultan olan müslüman hanımın, cumhuriyet döneminde ne hale geldiğini sizlerin anlayışına bırakıyoruz. Son olarak şunu diyoruz ki: Müslüman hanımın hizmet alanını, eğitim sahasını, onun seyahatini, cihadını, evinin içindeki ve dışındaki vazifelerini, ticaretini ve sanatını izah etmek, kadının da bir insan olduğunu kabul etmeyi gerekli kılacaktır. Müslüman erkekler, nüfusun yüzde ellisini teşkil eden kadınların da kendileri gibi insan olduğunu kabul ettikleri takdirde çok meseleler halledilecektir. İşte o zaman evin erkeği: "Su getir" yerine "Su getirir misiniz? Çay içmek istediğinde, "yorgun değilseniz çay yapar mısınız?" Ailevi bir mesele konuşulduğunda "hatun, bu konuda görüşünüzü alabilir miyim?" Çarşıdan geldiğinde, "kusura bakmayın, size ev işlerinde yardıma olamıyorum" diyecek ve böylece karı ile kocanın arasında muhabbet bağı, anlayış bağı, merhamet ve fedakârlık bağı kurulacaktır. Ve böyle bir aile, aile kimliği ile rahatlıkla İslam ailesini temsil etme hakkını elde edecek ve çevresine derin izler bırakan bir örnek olacaktır. Böyle aileler hayal değil, her geçen gün canlı olarak devreye girmektedir. Bu aileler adına hepinize selamlar ve saygılar sunuyoruz. "Evlilikte 'biz' kelimesi saadet terazisinin kefelerini dengeleme vazifesi görmektedir. Eşlerden birisi 'ben' dediği zaman denge bozulmaktadır. Halbuki eşler 'biz yaşantısı kurabilirlerse yıllar geçtikçe mutluluklarını pekiştirirler."
|
| Abdullah BÜYÜK |
ÇEŞİTLİ YÖNLERİ İLE KADIN
18/2/2008 · Kategori: Tum-Yonleriyle-Aile
1-KADIN VE NİKAH Kur'an-ı Kerim'in ayeti kerimelerine ve nebevi sünnetin açık beyanlarına göre nikah, hayatın her halinde yani hem rahmetlerinde ve hem zahmetlerinde ebedi bir arkadaşlık anlaşması ve ebedi bir ortaklık sözleşmesidir. Her iki tarafın samimi istekleri, hür iradeleri ve tam rızasıyla icap kabul şeklinde gerçekleşen mukaddes bir ahid, bir karşılıklı güven sözleşmesidir. Şahitlerin huzurunda iki tarafın bizzat ifade ve ikrarları ile meydana gelen bir akittir. İki tarafın birinde bulunabilecek eksiklik diğerinin kemaliyle; birinin zayıflığı, diğerinin gücüyle ortadan kaldırılır ve nikah sayesinde kamil bir bütün meydana gelir. İslam dininde nikah, karşılıklı bir güven sözleşmesi ve sorumluluğu ağır bir anlaşmadır. Hem de sağlam, ebedi ve mukaddes bir misakür. Kadın, sevgi gücüyle erkeğe bağlandıktan sonra nikah anında ondan sağlam misak alır. ". Onlar sizlerden sorumluluğu ağır bir sözleşme almışlardır." (4 Nisa, 21) ifadeleri bunun Kur'an-ı Kerim'deki veciz, güzel bir beyanıdır. Nikahta eşlerin her biri, bir bütünün öbür yarısı olur. Nikah, iki tarafın isteği ve sevginin gücüyle akdedildikten sonra birbirlerine sevgi ve saygı göstermek eşlerin en büyük vazifesi olur. Nikahın bütün vazifelerine riayet etmek, hukukuna her zaman saygı göstermek, her iki taraf için de zorunlu olur. Hürmet, muhabbet ve rahmet ancak birlikte yaşamaya karar veren hayat arkadaşları arasında bulunabilir. Aile yuvası muhabbet, hürmet ve rahmet esasları üzerine kurulursa, fakir de olsa mesut Cennet ailesi Olur. (Carullah Musa, Hatun, 75-76, Kitabiyat, Ank./2000)
2- KADIN VE İSTİŞARE Peygamber Efendimiz, hanımlanyla oturur konuşur, hatta bir arkadaş gibi onlarla bazı meselelerin müzakeresini bile yapardı. Peygamber Efendimiz'in, onların düşünce ve fikirlerine kesinlikle ihtiyacı yoktu; çünkü O, vahiy ile desteklenmişti. Ancak O, ümmetine birşeyler öğretmek istiyordu. Bu da; kadın o güne kadar olanın aksine, çok yüksek bir yere oturtulacaktı. Peygamber Efendimiz bunun pratiğine de yine kendi evinden başlıyordu. Hudeybiye anlaşması yapılır. Bu arada Peygamber Efendimiz, kendisiyle umreye niyet edenlere, kurbanlarını kesmelerini ve ihramdan çıkmalarını emreder. Ancak sahabe, "Acaba verilen kararda bir değişiklik olur mu?" düşüncesiyle meseleyi ağırdan alırlar. Peygember Efendimiz, emrini bir defa daha tekrarlar. Fakat, sahabenin ümitli bekleyişi değişmez. Sahabedeki bu durumu sezince hemen çadırına girer ve hanımı Ümmü Seleme validemizle istişare eder. Hz.Ümmü Seleme validemiz: "Ya Resülallah! Emrini bir daha tekrar etme. Belki muhalefet eder ve mahvolurlar. Fakat Sen, kendi kurbanlarını kes ve onlara birşey demeden de ihramdan çık. Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlayınca ister istemez Sana itaat edeceklerdir." Peygember Efendimiz hemen bıçağını eline aldı ve çadırından çıkarak, kendisine ait kurbanları kesmeye başladı. O daha birkaç kurban kesmişti ki, sahabe de kendi kurbanlarını kesmeğe koyuldular, (Buhari, Şurût, 15) "Allah'a yemin olsun ki, Resülullah, sizin için Allah'a ve ahi-ret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir." (Ahzab, 21)
3- KADIN VE SEYAHAT/YOLCULUK Bu konuda bizlere gelen hadisler etrafında fikir üreten geçmiş alimler ve muhaddisler, hadislerin zahiri durumu ve o günün yolculuk şartlarını da göz önünde bulundurarak kadının mahremsiz yolculuğa çıkmayacağına (haklı olarak) hükmetmişlerdir. (Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, 3/426-427) Bu konudaki hadisler yanında "Bir kadının Hira'dan kalkıp Mekke'ye gidebileceği kadar güvenli günlerin geleceğini" hadisi de göz önünde bulunduran bir kısım Şafii alimleri ile günümüzün fıkıhçılan, kadının ancak mahremi ile sefere çıkmasının illetinin "Yol güvenliği" olduğunu belirtmişlerdir. Özellikle Resülullah (s.a.v.) zamanını düşünelim. Yollarda emniyet yok, iletişim vasıtalan kısıtlı, suçluyu takip ve yakalama çareleri az. Bu şartlar içinde kadının yanında yakını bulunmadan bir kaç gün sürecek bir yolculuğa çıkmasını yasaklamak kadar makul bir tedbir olamazdı. (Karaman Hayreddin, İslam Işığında Güncel Meseleler, 1/242) Ancak hükümler illetlere bağlıdır. İllet değişince hüküm de değişir. Asrımızda durum değişmiştir. Yolculuk, en az 100 veya daha fazla yolcunun bindiği bir uçak, tren veya otobüsle yapılması halinde, yalnız başına yolculuk yapan bir kadın hakkında korkmaya gerek yoktur. Dolayısıyla bu hususta dinen kadın hakkında bir günah yoktur ve hadise muhalefet de sayılmaz. Nitekim, Hz.ömer döneminde Hz.Aişe ve mü'minlerin annelerinden bir grup, yanlarında mahremleri olmaksızın haccetmişlerdir. Sonuç olarak, anarşi ve terör korkusu olmayan, güvenilir güzergahlar da kadın da mahremi olmadan yolculuk yapabilir. (Prof.Dr.YusufEl-Kardavi, Çağdaş Meselelere Fetvalar, 2/16-17)
4- KADIN VE ÇOCUK Müslüman ve olgun bir kadın, şu gerçeği hiçbir zaman gözardı etmemelidir. Çocukların kişilikli yetişmesinde annenin rolü ba-banınkinden çok daha büyüktür. Çünkü çocuklar zamanlarının çoğunu anneleriyle geçirir. Bu yüzden anne çocuklarıyla ilgili bütün özel durumları yakından bilir ve tanır. Dinin gereklerini bilen anne, onun hayatla ilgili yetişme kurallarını takdir edebilen bir kadın, çocuklarına yönelik, Kur'an'ın ön gördüğü her türlü eğitimi de bilir ve bunun idrak ve şuurunda olur. Anne, çok dikkatli bir şekilde İslam'ın her manadaki hassas eğitimini çocuklarına vermelidir. Onları topluma yararlı birer kimse olarak yetiştirmelidir. Hepsini en üstün ahlakla eğitmelidir. Çünkü insanlık hayatında ahlak çok önemlidir. Müslüman anne ve babanın çocuklarını en iyi bir şekilde yetiştirmeleri, en büyük görevlerinden biridir. Yetişen büyük ve seçkin dahilerin varlığı, aslında büyük ve seçkin, değerli annelerin varlığı ile mümkündür. Anne çocuklarına, onları sevdiğini hissettirir. Çocukları arasında ayırım yapmaz. Onların yetişmesinde ve olgunlaşmasında hep iyiyi telkin eder. Anne kucağı, çocuğun ilk okuludur, his ve dünyalarının gelişmesinde ilk yerdir. Anne, çocuğu için uygarlığı oluşturan kahramanların İlkidir. Çocuğun İlk hocasıdır. (Haşimi Muhammed Ali, Müslüman Kadının Şahsiyeti, 323-349, Ravza)
5-KADIN VE EV İŞLERİ Kadının ev işlerini yapmak zorunda olmadığını, ancak yapmasının daha uygun olacağını Ömer Nasuhi Bilmen şöyle ifade eder: "Bir kadın aslında, kocasının hamurunu yoğurmaya, ekmeğini pişirmeye, evini temizlemeye ve bu gibi diğer hizmetlerini görmeye hükmen mecbur değildir. Fakat daha doğru olan bu gibi hususlarda adetin cereyanına bakmaktır. Kadınlar yapmaları adet olan hizmetleri yapmaktan kaçınmamalıdır." (Bilmen ö.Nasuhi,Istılahı Fıkhiyye Kamusu, c.2, sh.169) Nitekim, sahabelerin hanımlarının kocalarına hizmet ettikleri, ev işlerini yaparak onlara yardıma oldukları bilinen bir gerçektir. Peygamber Efendimiz'in kızı Fatıma, el değirmeni kullanmaktan ellerinin yara olduğu hatta sadece değirmen çevirmeyip, su da taşıdığı, ev de süpürdüğü, yemek de pişirdiği bilinmektedir. (Ebu Davud, Harac, 20, Edeb, 109; Buhari, Nafakat, 11) Kadın, eşine ve çocuklarına Allah rızası için hizmet ederek öncelikle Rabbinin rızasını kazanır. Sonra yuvasında huzurlu ve mutlu bir ortam meydana gelmesine katkıda bulunmuş olur. İslam kendisini ev işleri ile hukuken görevli tutmadığı halde eşine hizmet etmek için yaptığı ev işlerindeki kusurlarından dolayı kadına kötü söz ve davranışta bulunulması dinen yasaktır. Esasen buna kimsenin hakkı da yoktur. Peygamber efendimiz'in sünnetine göre sofraya konan yemek hoşa gitmediği takdirde tenkit edilmemesi gerekir. (Buhari, Menakıb, 23, Et'ıme, 21) O hiçbir yemeği ayıplamamıştır. İsteği var ise yer, yok ise bırakırdı. (Müslim, Eşribe, 128)
6- KADIN VE NAFAKA Aile reisi erkekler eşinin, çocuklarının ve aile fertlerinin, muhtaç yakınlarına bakan erkekler de onların nafakalarını karşılamakla yükümlüdür. Evlilik içinde kadının her türlü normal masrafı kocaya aittir. Kur'an-ı Kerim'de (Talak, 6) ve Peygamber Efendimiz'in hadislerinde nafakanın kocaya ait olduğu, erkeğinin yediğinden karısına da yedirmesi, giydiğinden giydirmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Kocanın, karısının nafakasını karşılamakla yükümlü olması için zengin olması gerekmediği gibi kadının fakir olması da gerekmez. Kadın zengin de olsa masrafları kocaya aittir. Karı-kocanın oturacakları evin temini, döşenip tefriş edilmesi kocaya aittir. Bunun dışında kocanın karşılamakla yükümlü olduğu diğer masraflarının kapsamı ve seviyesi daha çok örfe ve karı-kocanın sosyal konumuna göre belirlenmektedir. Nafakanın normal yerine getirilme şekli kocanın evinin her türlü masraflarını üstlenmesidir. Kocanın bu görevi yerine getirmediği durumlarda kadın mahkemeye başvurarak kendisine nafaka takdir ettirebilir. Nafakanın miktarını tesbitte karı-kocanın mali ve sosyal konumlan birlikte dikkate alınır. Takdir edildiği halde karısının nafakasını ödemeyen kocanın bu borcu zorla icra yoluyla tahsil edilir. İddet beklerken kadınların nafakalan belirli şartlarda kocalan üzerinedir. Haksız yere kocasının evinden çıkan hanıma nafaka verilmez. Kadının sebebiyet verdiği bütün aynlıklarda, hanıma nafaka Verilmez. (İlmihal 2, İslam, sh.219-223)
7- KADIN VE EĞİTİM-ÖĞRETİM Kadınlar da erkekler gibi mükelleftirler. Her çeşidiyle ibadetler, kadınlar için de söz konusudur. İbadetlerle ilgili, öğrenilmesi gereken pekçok hüküm vardır. Aynı şekilde; alım-saüm, kiralama, vekalet gibi hukuki tasarruflarda kadınla erkek ortaktır ve bunlar kadının iradesine bağlı olarak kullanabileceği haklan cümlesindendir. Kadınların kendilerine farz olan ilimleri, evlerinde öğrenme imkanları olmaması halinde, öğrenmek üzere çıkmaları haklarıdır. Zorunlu olan miktannda kocanın buna engel olma hakkı yoktur. Kadının öğretimine karşı, cahiliyetten kalma karıaatleri yıkmak için olmalı ki, erkekler ayrı olarak zikredilmediği halde, kızların eğitilmesinden özellikle söz edilir. "Üç sınıf vardır ki, iki defa ecir alacaklardır. Ve bir adam ki, yanında bir cariye (kız) vardır ve o da onu çok güzel eğitmiş ve çok güzel öğretmiştir." (Buhari, ilim, 31) "Kimin üç kızı veya üç kız kardeşi ya da iki kızı veya iki kız kardeşi olur da onlara hüsnü muaşerette bulunur ve onlar hakkında Allah'tan korkarsa cennet' e girer." (Tirmizi, Birr, 13)Tarih boyunca tefsir, hadis, fıkıh vb. dallarda hatırı sayılır kadın alimlerin yetişmiş olması, İslam'da kadının öğretim ve eğitimine verilen değerin boyutlarını göstermesi açısından önemlidir. Sahabe içerisinde HzAişe, Vatıma, Ebu Bekir'in kızı Esma, Ümmüd-Derda fetva verecek düzeyde fıkıh bilmekle meşhur kadınlardandır.
8-KADIN VE DAYAK Bu konunun delili Kur'an-ı Kerim'de Nisa suresinin 34. ayetidir. Geçimsizlik başlatan kadınlara gül gibi yüz, bal gibi sözle nasihat etmeli. Nasihat fayda vermediği zamanda yatakta üç günü geçmemek kaydıyla ayrı durmalı. O da fayda vermiyorsa yüzüne vurmadan, kemiğini kırmadan vücudunda iz bırakmadan, doktorun cinnet halindeki hastasını kendine getirmek için vurduğu gibi dövülür. Konuyu şöyle özetleyebiliriz: 1- Kadının dövülmesini gerektirecek davranışlar çok az olduğu için, kadını dövme İslam'da hoş karşılanmamıştır. Sebepsiz olarak dövmek caiz değildir. 2- Sebepleri bulunduktan sonra başka çaresi de bulunamayan dövme, karıgren olup kesilmeye yüz tutmuş uzvu kurtarmak için bir son çare ve acı bir ilaçtır. 3- Kafa kaldıran kadınların bir kısmı mozohisttir; kocasını bir yiğit rolünde ve otoriter görmek ister, hatta dövülmekten hoşlanır ve rahatlar. 4- İslam'a bu noktada karşı akanların pek çoğu, daha durum İslam'ın dövmeye izin verdiği aşamaya gelmeden hanımlannı döverler, pek çoğu da onlardan boşanırlar. Hatta hanımlarının kolunu-başını kıranlar da olur. İslam bunların hiçbirine izin vermez. Ne sebeple olursa olsun, hanımının bir uzvunu kıran, ona diyet ödemek zorunda bırakılır. 5- Dövmeye izin verilme noktasına geldikten sonra da kadının yüzüne vurulmaz; incitici ve iz bırakıa şekilde dövülmez. Dövmekten gaye Onun caydırıcılıhıdır. (Beşer Faruk, Hanımlara Özel Fetvalar 1-2, sh.176-177) Dayak kişinin çarelerinin bittiğini, güçsüzlüğünü gösterir.
9-KADIN VE TESETTÜR İslam alimleri, kadının avreti ve elbisesi ile ilgili olan bütün ayet ve hadisleri göz önünde bulundurarak kadın elbisesi için aşağıdaki özelliklerin şart olduğunu belirlemişlerdir: 1- "Cilbab" ayetinde anlatılan biçimde bütün bedeni örten bir elbise olmalıdır. 2- İnce ve şeffaf olmamalıdır. 3- Dar olup vücut hatlarını belli etmemelidir: Dar elbise giyen kadını Resülullah Efendimiz çıplak saymış ve cehennemlik olduğunu bildirmiştir. (Müslim, Libas, 125) 4- Kokusunu yabanalar duymamalıdır: Peygamber Efendimiz, kokuyu çok övmek ve tavsiye etmekle beraber, başkalarının duyacağı şekilde koku sürünüp çıkan kadının zina etmiş gibi günah alacağını bildirmiştir. 5- Kadının elbisesi, erkek elbisesine benzememelidir. 6- Elbisenin kendisi de süslü olmamalıdır. Çünkü kadınların yabanalara zinetlerini göstermeleri ayetle yasaklanmıştır. Kadınların yabanaya göstermediği elbisesi istediği kadar süslü olabilir. 7- Kadının giysileri, Gayr-i müslimlerin özel elbiselerine benzememelidir. Çünkü Efendimiz: "Kim hangi millete benzerse, ondandır." (Ebu Davud, Libas, 4) buyurmuştur. 8- Üzerinde Kur'an-ı Kerim ayetleri işlenmiş olmamalıdır. 9- Ayakkabılar dikkat çekecek derecede ses çıkaracak türden, renkten ve modelden olmamalıdır. Allah; " . Gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar." (Nur, 31) buyurmuştur.
10- KADIN VE İBADET Müslüman kadın Rabbine ibadette mutlaka dürüst ve titiz davranır. Yüksek bir himmetle ona yönelir. Çünkü Müslüman kadın dini amellerle yükümlü olduğunu bildiği gibi, bunların Yüce Allah tarafından tüm erkek ve kadın müslümanlara farz olduğunu da bilir. Bundan dolayıdır ki o, İslami farizalarını yerine getirir. Onun rükünlerini çok güzel bir şekilde eda eder. Bu hususta herhangi bir ruhsata kaçmadığı gibi, tembellik de göstermez ve ayni zamanda hiçbir aşırılığa da kaçmaz. (Haşimi Muhammed Ali, Müslüman Kadının Şahsiyeti, sh.32) Kur'an-ı Kerim'de kadınların ve erkeklerin yaptıkları işlerin karşılıklarını görecekleri ve bu konuda kadınların aynı haklara sahip oldukları zikredilmiştir. Arap dilinin özelliği sebebiyle, kadın-erkek beraberce zikredilecekleri zaman bu, sadece erkekler için değil, ortak kullanılan kelimelerle ifade edilir. Bu kelimeler erkekler için kullanılan kelimeler olmasına rağmen kadınları da ifade etmektedir. Fakat zaman zaman bu ifade tarzından farklı olarak kadınlar, erkeklerle yan yana zikredilmiştir. Müslüman kadın beş vakit namazını kılar. Beş vakit namazla yetinmez ve nafile namazları da kılar. Çünkü nafile namazların kılınması kulun Allah'a yaklaşmasını sağlar. Müslüman kadın malının zekatını da verir. Ramazanda orucunu tutar. Genel olarak erkeklerin yükümlü olduğu ibadetlerle kadınlar da yükümlüdür. Bunun çok az istisnaları vardır.
11- KADIN VE NAFİLE Allah'a yakın olmanın, Allah katında en makbul yol, Allah'ın emrettiği farzları yerine getirmektir. Kul, işleye geldiği farzlara ilave olarak yapacağı nafilelerle Allah'a yakınlıkta mesafe alabilir. Ancak farzları ihmal edip nafilelerle meşgul olmak, insanı kesinlikle böyle mutlu bir sonuca götürmez. Önce farzları sonra da nafileleri işlemeye devam eden müslüman, sürekli mücadele içinde olan insan demektir. Bu ısrar ve devamlılık neticede, Allah'ın rıza ve sevgisini kazandırır. Allah bir kulunu sevince de artık o kul, en büyük ve yegane desteği elde eder. Onun her işi düzgün olur. Tüm organları, görevini isabetle yerine getirir. Allah'ın yardımı ve hidayeti her işinde görülür. İstekleri yerine getirilir. Korunmayı dilerse, tehlikenin boyutu ne olursa olsun, Allah onu korur. Çünkü seven, sevdiğini yardımsız bırakmaz. Nafileler bütün ibadetlerimizle ilgili olabilir. Nafile namaz, nafile oruç, nafile hac, nafile zekat yani farz olanın dışında verilen sadakaların hepsi ve daha birçok hayırlar bu sınıfa girerler. "Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlardan bir şey noksan çıkarsa, Aziz ve Celil olan Rabbi; 'Kulumun nafile namazları var mı, bakınız?'der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba Çekilir." (Tirmizi, Mevakit, 188)
12-KADIN VE GECE "Gecenin bir bölümünde de uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere nafile kıl; ola ki bu sayede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır." (isra, 79) "Korkuyla ve ümitle Rablerine yalvarıp ibadet ettikleri için vücutları yatak yüzü görmez." (Secde, 16) Vücutları yatak yüzü görmediği belirtilen kimseler, geceleyin kalkıp Allah rızası için ibadet eden, namaz kılan, dua eden kimselerdir. Geceleri kalkıp ibadet eden kimselerin mükafatı Secde suresi 17. ayette şöyle belirtilmektedir: "Yaptıklarına karşılık olarak onlar için kendilerini mutlu edecek ne güzel nimetler hazırlayıp saklandığını bilemezler." Ayeti kerimede bu mükafatın büyüklüğünü hiç kimsenin tahmin ve hayal edemeyeceği belirtilmektedir. Onun ne büyük ve erişilmez bir mükafat olduğunu sadece Allah bilir. Peygamber Efendimiz, Allah'ın has kulları için hazırladığı bu mükafatı hiçbir gözün göremediği, hiçbir kulağın duymadığı bu büyük lütfun hiçbir insanın hatır ve hayalinden geçmediğini söylemiştir. "Geceleyin kalkıp namaz kılan, karısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah merhamet etsin." (Emi Davud, Salat, 307; Nesai, Kıyamül-Leyl, 5)
13- KADIN CEMAAT VE BEY'AT Kur'an-ı Kerim'de; "Ey iman edenler, Allah'a itaat edin. Pey-gamber'e ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu, Allah'a ve Peygamber'e götürün. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız bu hem hayırlı ve netice itibariyle daha güzeldir." Hz.Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki; "Her kim imama (ulul emre) itaatten bir el kadar ayrılırsa, kıyamet gününde Allah'a ameli hususunda lehinde hiçbir hücceti olmayarak kavuşacaktır. Her kimde boynunda bey'at olmadığı halde ölürse cahiliye ölümü ile ölür." Sahabeyi Kiram, Rasülullah'ın vefatından sonra en önemli iş olarak imam (ulul emr) tayin etme işini görmüşlerdir. İbni Abi-din; "Bir halife vefat etti mi yerine başkası seçilmedikçe defnedilmez, hükmünü zikreder." Kadınlar da erkekler gibi teklife muhatap ve halife sıfatına haizdirler. Akıl baliğ olan her mü'min erkek ve kadının siyasi hakları mevcuttur. Hz.Peygamber (s.a.v.), erkek ve kadın, herhangi bir ayırım yapmadan hepsinden bey'at aldığı (Müntehine, 12) mütevatir haberlerle Sabittir. (MuhammedHamidullah, İslam Müesseselerine Giriş, 112) Cemaati organik bağla birbirine bağlayan bey'attır. Bunun 7 unsuru vardır: 1- Cemaatin kendi hür iradesi ile seçmiş olduğu bir başkan. 2- İstişare heyeti. 3- Şer'i hakim. 4- Emirin haftalık talimatlarını cemaate duyuran Cuma İmamı. 5-Halkla ilişkiler. 6- Mali gelir ve giderlerin kontrolü. 7- Emniyeti sağlayan sulta. Müslüman kadın kendisini koruyan gücü cemaatte hissetmelidir.
14- KADIN VE HİZMET Müslümanlara davet görevi yükleyen ayet ve hadisler, onlara bu görevi hemen hemen hiç kadın-erkek ayrımı yapmadan yükler. Bazen de açıkça her iki cins zikredilir. "Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar da birbirlerinin velisi-dirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar." (Tevbe, 71) Bu ayet, müslüman kadınları aynı zamanda eğitim ve öğretime de mecbur tutar. Çünkü; "Vacibin kendisiyle tamam olduğu şey de vaciptir." Buna binaen davet, eğitim ve öğrenimsiz olmayacağına göre, kendisine davet görevi yüklenen kadın, onunla ilgili hükümleri ve alt yapı durumundaki bilgileri bilmek zorundadır. Hanımlara hitabeden bir ayetteki ". iyi sözler söyleyin" (Ah-zab, 32) ifadesine dayanarak İbni Abbas kadınların "İyiliği anlatmakla" emrolunduklarını söylemiştir. Kadının daveti söz konusu olunca, günümüz için onun konuşması, yazması, gerektiğinde erkeklere hitap etmesi, konferans vermesi, vaaz etmesi, onlarla karşı karşıya gelmesi gibi meseleler öne çıkar, onun sesi ve kapanması söz konusu edilebilir. Ama Hanefi'ler ve diğer bazı İslam hukukçularına göre kadının elleri ve yüzleri kapatılması gerekli "avret" olmadığı gibi, İslam hukukçularının çoğunluğuna göre de kadının sesi de avret değildir. Buna binaen, İslam'da kadının gönüllü ya da örgütlü olarak böyle bir işi üstlenmesi caiz olmaktan öte bir hak ve bir görevdir. (Beşer Faruk, Kadının Çalışması Sosyal Güvenliği ve İslam, sh.138-139, Nun Yay. İst/1995)
15- KADIN VE MİRAS İslam Hukuku, miras konusunda, modern hukuktan farklıdır. Buna göre, bazt müstesna meseleler hariç kadına bir, erkeğe iki esası geçerlidir. Sebebi Allah'ın buyurmasıdır. "Allah'ın, evlatlarınız hakkındaki hükmü; erkeğe iki kadın payı olmasıdır." (Nisa, 11) Önce müslüman'ım diyen herkes bunu böyle kabul eder. Ancak bunun hikmetlerinden söz edilebilir. Meselâ: 1- İslam evlenmeyi teşvik etmiş, kadınla erkeği bir bütünün parçalan olarak vasıflandırmıştır. Evlenen çiftler, her şeyleriyle bir bütün oluştururlar. Dolayısıyla birinin az, diğerinin çok miras alması sonucu hiç etkilemez. 2- İslam'da devamlı kazanan durumunda olan erkek çocuk, ağır işlerde kendisine arka çıkmayan kız kardeşinin de mirastan kendisi kadar pay almasını hazmedemeyecek ve ona karşı gizli bir kin ve nefret duygusu taşıyacak ve aralarına soğukluk girecek, akrabalık ilişkileri zayıflayacaktır. 3- Yine İslam'da diyet gibi mali cezalar, karının ve çocukların nafakası erkeğe yüklenmişken, mirastan eşit pay alması erkeğe haksızlık olacaktır. 4- Çiftlerin kurdukları yuvaya teorik olarak eşit mal getirmeleri halinde "Kefaet" in dengesi bozulacak, kadın evin reisi olan kocasına karşı daha minnetsiz ve pervasız olacak, aile yuvası daha kolay dağılmaya maruz kalabilecektir. (Beşer Faruk, Hanımlara Özel Fetvalar 1-2, sh.167-168)
16- KADIN VE AKRABALARI Kur'an-ı Kerim ve sünneti seniyyede akrabaya karşı iyilik yapmamızı isteyen emirler, ahlaksız ya da dinsiz olan akrabayı ayırmamıştır. Kişinin sosyal güvenliğini, yani asgari şartlarda insanca yaşayabilmesini temin edecek maddi yardım ona öncelikle yakınları tarafından verilmeli ve dinine bakmadan elinden tutulmalıdır. Verenin kültür seviyesi müsaitse, vermesinin ve ilgilenmesinin ardından ona bazı gerçekleri duyurmalı, yani tebliğ görevini yapmalıdır. Akraba ile iyi ilişki, onları ziyaret ve gözetme birçok ayet ve hadisle emredilen bir görevdir ve önem sırası da en yakından en uzağa doğrudur. Anne baba başta gelir. Dininin emir ve yasaklarını bilen bir müslüman kadın akrabalarıyla bağlarını sürdürmenin rızkı için, ömrü için bereket olduğunun idrakinde olur. "Akrabalarıyla bağlarını koparan kimse, cennete giremez." (Buharı, Edeb, ll;Müslim Bin, 18-19) Bir müslüman kadının akrabasıyla bağı koparmanın cennetten yoksunluk olacağını bilmesi kendisi açsından yeterlidir. "İçinde akrabasıyla ilgisini kesmiş kişi bulunan bir toplum Üzerine rahmet İnmez." (Buhari, Edebül Müfret, 36; Tebrizi, Mişkatül Mesabih, 3/1397) Müslüman kadın, onlar ilgi ve bağlarını kesmiş olsalar bile uzak ve yakın akrabasıyla alakasını kesmez. "Asıl sılayı rahim yapan kimse, bundan dolayı bir karşılık değil, aksine onunla bağlarını akrabası kestiği halde kendisi sürdürendir. " (Ahmed, Müsned, 3/438)
17-KADIN VE İTAAT İtaat olgunlaşmış iman ağacının meyvesidir. Ve ancak sevgi ve bağlılıkla sulanırsa elde edilir. İtaat, Allah'a yaklaştıran ve nefsi terbiye eden bir kavramdır ve itaat Allah için ve O'nun yolunda olursa güzel ve ulvîdir. Kur'an-ı Kerim inananın itaat mekanizmasını, çalışma formülünü sırasıyla şöyle aktarır: "Ey iman edenler! Allah'a itaat ediniz, Allah'ın elçisine itaat ediniz ve sizden olan idarecilere itaat ediniz." (Nisa, 59) Allah ve Resulüne mutlak bir itaat söz konusudur. Onlardan başkasına itaatimiz şarta bağlıdır, Allah'a ve Resulüne isyan etmedikleri ve ettirmedikleri sürece. "Allah'a isyan hususunda mahlukata (insanlara) itaat yoktur." "İyi ve fayda verici şeylerde itaat ediniz." (Ahmed, Müsned, 1/409, 5/66) O halde, görülüyor ki, amirin (emredenin) her emri memuru sorumluluktan kurtarmaz. Allah'a isyan noktasında kocanın herhangi bir emri de kadını sorumluluktan kurtarmaz. Fakat itaat etmenin vacip olmamasından, mutlaka isyan etmenin gerekli olduğunu anlamak da yanlış olur. Kadının itaati daha kolay ve daha güzeldir. Kadının duygusal yapısı ve yumuşak huyluluğu itaati kolaylaştırır. Eğer kadına, Allah ve Resulüne isyan söz konusu edilirse, yumuşaklık gitmeli ve kararlılık gündeme gelmelidir. Müslüman kişinin itaat etmesi, onun görevidir, hoşuna gitse de gitmese de; ancak günah işlemeyi emredene itaat yoktur. (Yazır Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, c.3, sh.14, Azim)
18-KADIN VE TALAK Talak, nikah akdini feshetmek, akdin bağını çözmek ve hatunu/hanımı boşamak demektir. ". Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın." (Nisa, 34) ayeti kelimesiyle talak hem nehyedilmiş hem de nefyedilmiştir. Nehiy kılınmak cihetiyle talak haram olur, nefy kılınmak cihetiyle de zaruret olmadan özürsüz talak vaki olmaz, geçersiz sayılır. Meşru bir mazerete binaen helal olabilecek talak ise "Allah'ı gazaba getiren (helal) bir şey varsa, o da talaktır." (Ebu Davut, H.NO:1862; Feyzul-Kadir, ı/79) hükmüyle en fena bir amel sayılmıştır. Sosyal hayatta nikahın büyük maslahatlan vardır. Ancak nikahın büyük maslahatlan sadece nikahın kıyılmasında ve nikah akdinin devamında değil, bilakis iki tarafın anlaşmalarında ve muhabbetlerindedir. İki taraf arasında anlaşmazlık meydana gelir, bir tarafta muhabbet bulunmazsa, eşler arasında kin ve nefret hakim olur, evlilik hayatı iki taraftan birine yahut her ikisine azap olursa, nikah büyük bir esaret haline gelir ve o vakit boşanma zorunlu olur. Talak nikahın maslahatlarını yıkmış olmaz, bilakis o maslahatların en makul koruyucusu olur. "Allah katında en sevimli şey bir insanı özgürlüğüne kavuşturmaktır." hadisine göre iki esirden birini nikah bağından kurtarmak yani talak bu gibi durumlarda özgürlüğe kavuşmak manasında istenen bir şey olur. Boşanma sadece zorunlu durumlarda ve sadece zaruret halinde katlanılabilecek bir çözümdür ve büyük sosyal nimettir. (Carullah Musa, sh.95-96)
19- KADIN VE SESİ Kadının sesinin avret olduğunu, ya da olmadığını açıkça bildiren ayet ve hadis bilmiyoruz. Fıkıhçılar bu konuda bazı ayet, hadis ve benzerlerinin işaretlerinden yararlanmış ve bazı şeyler söylemişlerdir. Hanefi Mezhebinin görüşü özetle şöyledir: 1- Kadının sesi her halükarda avret değildir. Avretlik ve mahremiyet konularında çok titiz ve diğer kadınlardan daha dikkatli davranmaları istenen Resülullah (s.a.v.)'ın zevceleri, validelerimiz dahi sahabe ile konuşurlar, sahabe de onlardan dini hükümleri dinlerlerdi. 2- Kadının yabana erkekle konuşurken sesini inceltmesi, kırıla-döküle, edalı, endamlı ve kadınsı kadınsı konuşması caiz değildir. Ancak bu sesinin avret olduğu için değil, bu tür konuşmanın erkekte haram duygular (fitne) uyandıracağı için böyledir. 3- Kadının ezanı ve kameti fitne söz konusu olacaksa yabancı erkeklerin duyacağı şekilde Kur'an okuması da aynı illetten ötürü caiz görülmemiştir. 4- Kadının, yabancı erkeklerin duyacağı şekilde besteli, makamlı ve nameli şarkı, türkü, mevlit, gazel, ilahi vb. okuması caiz değildir. 5- Kadınların, seslerini ikinci maddede anlatılan şekilde ezip büzmeden ve bunu mahzurlu kılacak, mahremiyetle ilgili başka sebepler de yoksa, erkeklere hitap etmeleri caizdir. (Beser Faruk, Hanımlara Özel Fetvalar 1-2, sh.143, Nun Yay.)
20-KADIN VE ZİYNET Kadını süsleyen her şeye kadın ziyneti denir. İster yaratılışındaki ziynet olsun; yüz, saç ve vücut güzelliği gibi, ister suni olsun; elbise, gerdanlık ve boyalar gibi. Kadın bütün bunları örtmekle yükümlüdür. Ancak adet ve yaratılışın dışarıda kalmasını gerektirdiği yerler müstesnadır. O da, sade, boyasız, rujsuz yüz ve ellerdir. "Ziynetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesna." (Nur, 31) Yüz ve eller hakkındaki müsaadenin sırrı şudur: Onları örtmekte kadın için büyük bir zorluk vardır. Bilhassa çocuklarının nafakalarını temine çalışan dul ve kocasının yardımına koşan fakir kadınlar için. Nur suresinin şu ayeti: "Mü'min erkeklere söyle, gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar." (Nur, 30) Asrı Saadette kadınların kendi yüzlerini örtmediklerini açıkça göstermektedir. Zira eğer yüzlerini de kapatmış olsaydılar, "Gözlerini sakınsınlar" emrinin hiçbir anlamı kalmazdı. Çünkü o takdirde ortada görülecek ve bakılacak hiçbir şey yoktur. Bütün bunlara rağmen müslüman bir kadın için en iyisi süsünü hatta yüzünü bile mümkün mertebe örtmeye çalışmalıdır. Bilhassa güzel kadınlar için bu elzemdir. Çünkü onlara meftun olmak İhtimali ÇOk kuvvetlidir. (Aysel Zeynep, İslam'da Kadın Hakları 1,sh.215/Esra)
21- KADIN VE YÖNETİM Kadının seçmen hakkının olmadığına dair herhangi bir nas (ayet ve hadis) yoktur. Genellikle bu konuda görüş birliği vardır. Peygamber Efendimizin kadınlardan bey'at alması ve İslam tarihinde yer alan uygulamalar, kadınların, seçme hakkı olduğunu göstermektedir. (UysalHalil, Kadın, sh.140-141) Günümüz İslam Hukukçularından bazıları, kadının genel velayet bağlamında devlet başkanı olamayacağım, ancak milletvekili seçilebilme haklarının olduğunu söylerler. Yusuf el-Kardavi ve Mustafa Sibai, bu görüşü paylaşanlardandır. Abdülkerim Zeydan ise, kadının devlet başkanını ve milletvekillerini seçme hakkı olduğunu, fakat devlet başkanı ve milletvekili seçilemeyeceğini dile getirir. İslam'da kadının, gerektiğinde kamu görevi yapmasını yasaklayan açık, kesin, bağlayıcı bir nas mevcut değildir. Aksine bu kapıyı aralayan deliller mevcuttur. Ancak tarih boyunca kadının kamu görevlerinde nisbeten az istihdam edilmiş, devlet başkanlığı görevinde ise hiç bulunmamış olması, Doğu'ya ve müslümanlara mahsus bir şey değildir, bütün dünyada geçmişte ve günümüzde bu uygulamanın hakim olduğu görülmektedir. Bu tarihi gerçek de İslam'ın tezini güçlendirmektedir. Bu cümleden olarak devlet başkanlığında öncelik erkeklere aittir; bu görevin gerektirdiği fıtri donanım daha ziyade erkekler de vardır, bununla beraber ihtiyaç ve zaruret bulunursa kapı kadınlar için de açıktir. (Karaman Hayreddin, İslam'da Kadın ve Aile, sh.90-91, EnsarNeşr.11995)
22- KADIN VE KOMŞULUK " . Cebrail komşuluğun ve komşu haklarının öneminden o kadar söz etti ki, neredeyse komşu komşunun mirasını da alacak Sandım." (Buhari, Edeb, 28;Müslim, Birr, 140) İyi komşu ev kadar önemlidir. Evin ne kadar iyi olursa olsun, şayet komşun kötü ise rahat edemezsin. Atalarımız: "Evden önce komşu al" demişlerdir. Bunun için önce kendimiz iyi bir komşuluk yaparak başkalarına güzel örnek olmalıyız. Komşu haklarının bir kaçını şu şekilde sıralayabiliriz: 1- Komşu komşuya zarar vermemeli. 2- Komşular birbirine yardıma olmalı. 3- Komşular birbirleriyle ilgilenmeli. 4- Komşuları ziyaret etmeli. 5- Komşular birbirlerini korumalı. Müslüman kadın kendisi için istediğini komşusu için de ister. Komşuları müslütnan olmasalar da müslüman kadın onlara iyilik eder. Doğru ve dürüst bir müslüman kadın en iyi komşudur. Nitekim Peygamber Efendimiz, dünyada müslüman kimsenin mutluluğunun eseri iyi bir komşu, geniş bir ev ve uysal bir binektir. (Ahmed, Müsned, 3/407) Müslüman kadın yardımını öncelikli olarak en yakın komşusuna yapar. Kötü komşu iman nimetinden yoksundur. "Komşusu kendisinin kötülüklerinden kurtulamayan kimse Cennete giremez." (Buhari, Edeb, 29; Müslim, Birr, 73) Müslüman kadın komşularının olur olmaz yanlışlarına sabreder ve karşılık vermez.
23-KADIN, ÜRETİM VE MAL EDİNME İslam hukuku, fertlerin mülk edinmesine; yani hususi mülkiyete yer vermiş ve bunu korumuştur. Hususi mülkiyete tecavüz büyük günahlardan sayılmış, karşılığında hukuki yaptırımlar konmuştur. Peygamber Efendimiz döneminde kadınlar çeşitli işlerde çalışıyorlardı. Peygamber Efendimizin ilk hanımı Hz.Hatice'nin ticaretle uğraştığını hemen herkes bilir. Hz.Zeyneb bizzat kendisi çalışıp para kazanıyor ve kazanandan sadaka veriyordu. Hz.Aişe, onunla ilgili olarak şöyle demiştir: "İçimizde en cömert olan Zeyneb'dir. Çünkü o, çalışır, kazancından da sadaka verirdi." (Müslim) Menkul ve gayri menkul mallan mülkiyet edinme hakkı başta olmak üzere, mali haklan da kadının haklarındandır. Malında hiçbir itiraz ve sınırlama olmaksızın rüştüne eren bir erkeğin alışveriş, hibe ve tasadduk ettiği gibi kadının da mülkiyet edinme ve tasarruf hakkı vardır. İslam hukukunda mal ayrılığı prensibi olduğundan nasıl ki, erkeğin malı üzerinde yalnızca kendisinin hür kullanım hakkı varsa, kadının malı üzerinde de yalnızca kendisinin hür kullanım hakkı vardır. Kocası kadının malına sahip çıkamayacağı gibi onun alını ve parasını meşru bir şekilde değerlendirmesine, çalıştırmasına dilediği kimseye vermesine, kısacası malını istediği gibi kullanmasına da karışamaz. (Aysel Zeynep, İslam'da Kadın Haklan, sh.74, Esra)
24-KADIN VE ZİNA İslam'da zina, en kötü ve en çirkin bir günah olarak kabul edilmiştir. Zira zina, insan haysiyetini yıkmakla kalmaz, cemiyet nizamını da bozar. Neslin bozulmasının sebebi de zinadır. Zinanın yaygın olduğu ülkeler, sokaklara atılmış, yuvalara terkedilmiş çocuklarla doludur. Zina eden erkeğe de, zina eden kadına da (eğer bekarlarsa) yüzer değnek vurulur (Nur, 2). Evli olanlara ise recm cezası verilir. Bu Ceza mütevatir hadislerle Sabittir. (Ahkam Tefsiri, Sabuni, c.2/64-66) İslam dininde nesli korumak büyük önem taşıdığından, onun korunması için bu suçlan önlemek, hatta tamamen kaldırmak için şiddetli cezalar konulmuştur. Ne var ki, bu cezalar zan üzerine uygulanamaz, suçun isbatı için de ağır şartlar getirilmiştir. Zira zina suçuna şehadet edenlerin, mü'min ve adil olmak üzere en az dört kişi olması gerekir. Zina vefuhuşun yaygınlaşmasından en fazla kadınlar ve çocuklar zarar görmektedirler. Bütün bu olaylar hem ruhen hem de bedenen en çok kadınları yıpratmaktadır. Sonuç olarak İslam'ın zina suçuna getirdiği şiddetli cezaların hem toplum hem nesil emniyeti hem de kadınların emniyetli, huzurlu, sağlıklı yaşamaları için gerekli olduğunu; yüzeysel bakılınca daha yumuşak ve merhametli gibi görünebilen beşeri yasaların aslında nesil emniyetini, kadın ve çocukların ruh ve bedensel yaşamlarını hiçe sayan, adeta kuzuyu kurda teslim eden yasalar olduğunu görebilmekteyiz.
25- KADIN VE ZEVCELİK Yaratanın yaptığı vazife taksiminde, vücut yapısı ve ruh muhtevası bakımından taşıdığı özellikler sebebiyle kadına dört büyük ¦ görev verilmiştir: 1- Hamile olmak, 2- Çocuk yapmak, 3- Çocuk emzirmek, 4- Terbiye etmek (Topaloğlu Bekir, İslam'da kadın, sn.256. Rağbet) Kadın, ev ve aile çevresinden uzaklaştıkça evlilik bağlan da gevşemeye başlar. Kadın kocasının evinde ve çocukları üzerinde bir koruyucudur, onlardan mes'uldür. "İyi kadınlar itaatli olanlardır." (Nisa, 34 "Kadın beş vakit namazını kılar, yılda bir ay orucunu tutar, ırzını muhafaza eder ve kocasına itaat ederse cennet kapılanrun dilediğinden girsin." (Ahmed, Müsned, 1/191) "Kadın kocasının izni olmadan nafile oruç tutmasın." (Buhri, Nikah, 84; Tirmizi, Savım, 65) Kadın kurulmuş olan aile düzenini bozmaya çalışmamalıdır. "Koca, eşini yatağına çağırır da meşru mazereti olmadığı halde olumlu cevap vermeyen kadına melekler lanet eder." (Buhari, Nikah, 85; Müslim, Nikah, 121) "Zaruret olmaksızın kocasından boşanmak isteyen kadına Cennet kokuSU haram klınmıştır." (İbni Mace, Talak, 21; Ebu Davud, Talak, 21)
26- KADIN VE SELAM "Selam" Allah'ın isimlerinden biri (Haşr, 23) olmakla, müslümanların birbirlerine verecekleri en güzel hediye ve yapacakları en iyi duadır. Selamı aramızda yaygınlaştırmamızı emreden ayet ve hadisler, kadın erkek ayırımı yapmamışlardır. Yani kadın erkeğe, erkek de kadına selam verebilir. Ancak karşı cinslerin birbirine selam vermesinde önemli olan nokta, selam verme sünnetini ve alma vacibini yerine getirirken başka mekruh ya da haram işlememeye dikkat etmeleridir. Çünkü haram ile helal çatışırsa, haram terk edilir. Dolayısıyla selam kadının sesini kadınsılaşttrmasına, erkeğin gözünü korumamasına sebep olacaksa mahzurlu olur. Peygamber Efendimizin kadınlara bir keresinde eliyle işaret buyurarak selam verdikleri (Timizi, istizan, 9,2697), başka bir rivayette de elle işaret zikredilmeden yine Efendimizin kadınlara selam verdikleri nakledilmiştir. (Ebu Davud, 5204; İbni Mace, 3701) Sahabenin bir keresinde yaşlı bir kadına selam verdikleri rivayet edilmiştir. (Buhari, Cuma, 40) Fıkıhçılanmız da bütün bu malzemeleri değerlendirerek şöyle demişlerdin Erkek, kadınla karşılaştığında, önce erkek selam verir. Kadın yabancı bir erkeğe selam vermişse, kadın ihtiyar ise, erkek selamım sesli olarak, genç ise içinden iade eder. Erkek, yabancı kadına, kadınlara selam vemişse durum aksine olur. (Fetevay-ı Kadıhan 111/423; Fetevay-ı Hindiyye, V/326)
27- KADIN VE FİTNE Şüphesiz İslam, kadını yüceltip ona karşı adil davranıp, onu toplumun bir üyesi olarak değerlendirmiştir. Aynı zamanda onu, tıpkı erkek gibi sevap ve cezadan sorumlu, ehliyet sahibi kılmış ve ona insan değeri vermiştir. Hz.Adem'in cennetten ve ondan sonra gelen Adem neslinin dünyadaki sıkıntılarını kadına yükleyen, hiçbir ayet ve hadisin İslam'da yeri yoktur. Bilakis Kur'an bu hususta öncelikle sorumlu olan kişinin Adem olduğuna Taha suresi 115,121 ve 122. ayetlerinde vurgulamaktadır. Bununla birlikte Peygamber Efendimiz müslümanların önemli işlerinden biri hususunda, eşi Ümmü Seleme'ye danışmıştır. Daha sonra da onun görüşünü uygun bulmuş ve onda hayır ve bereket olduğuna işaret buyurmuşlardır. Hz.Ali'ye nisbet edilen: "Kadın tümüyle şerdir ve ondaki şer oluş ise bizzat kendi yapısından kaynaklanmaktadır." sözü ise asla kabul edilmez bir sözdür. Bu İslam'ın ne mantığına ne de naslarına uygundur. Buhari'nin: "Kendimden sonra erkekler için kadından daha zararlı bir fitne bırakmadım." hadisine gelince. Burada geçen fitne kelimesinden şer ve sıkıntı anlaşılmamalıdır. Yüce Allah: "Biz sizi şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz." (Enbiya, 35) ayetiyle hayırla da imtihan olunabileceğini haber vermektedir. İşte fitne kelimesinden sadece kötü anlam kastetmek eksik ve yanlış bir değerlendirme olur. Fitnenin bir anlamı da imtihandır. Kadın da bir imtihan sebebidir. (Kardavi Yusuf, Çağdaş Meselelere Fetvalar 3, sh376-382)
28- KADIN VE İŞ HAYATI Peygamberimiz döneminde Medine toplumundaki kadının her bakımdan sosyal hayatın içinde olduğunu görüyoruz. Kadının çalışma hayatında fiilen bulunup bulunmaması genel çerçevede bir örf meselesidir, değişmez ölçüler olarak ayet ve hadislerle belirlenmiş bir şey değildir. Bazı zaman ve şartlar kadının çalışmasını, diğerlerine göre daha zorunlu hale getirebilir. Kadının, ev içinde ve dışında genel olarak çalışmasının, ailenin ihtiyaçlarını sağlamada kocasına yardıma olmasının caiz olduğunda ittifak edilmiştir. İslam'da çalışmayı, ibadetten, ev işlerinden cepheye kadar uzanan bir faaliyetler bütünü olarak aldığımızda, kadının çalışmasına bir engelin bulunması şöyle dursun, teşvik edildiği rahatlıkla söylenebilir. Bu konuda bir sınırlama, bir yönlendirme varsa bu, kadın ve erkeğin birbirini tamamlayan farklı özellikleri ve kabiliyetlerine bağlı önceliklerle ilgilidir. Kadının öncelikli işi ev idaresi, çocuk bakımı ve eğitimidir. Erkeğin öncelikli işi ise fiziksel güce dayanan işlerdir. İhtiyaç ve zaruret hallerinde rollerin değişmesine bir engel yoktur.Önceliğin söz konusu olmadığı işler ortaklaşa yapılır. Kocanın hukukuna tecavüz söz konusu olmadıkça çalışmak, bir insan olarak kadın için aynı zamanda bir haktır. Bu hakkını kullanıp kullanmamak onun elindedir. Ancak kullanmak istemesi halinde, meşru gerekçeler gösterilmeden bu hakkının gasp edilmesi mümkün değildir.
29-KADIN VE MODA Müslümanların kendilerine özgü elbise biçimleri olmalı, kendi modalarını kendileri belirlemeli ve varlıklarını ispat etmelidirler. Çünkü başkalarının modalarını izlemenin çok tehlikeli iki sonucu vardır: 1- Günümüzde moda, eskiden olduğu gibi doğal bir seyir takip etmemekte, belli çevrelerin ve belli güçlerin yönlendirmesine göre gelişip şekillenmektedir. Bu çevreler ülke sınırlarını aşan ve her bacağı bir ülkede bulunan bir ahtapotu andırırlar. Kendi ürettikleri mallan ve modelleri satmak için, her gün yeni bir moda üretirler. İşbirliği yaptıkları magazinleri ve moda dergileri vardır. Bu yolla ürettikleri modelleri günün, mevsimin, yılın modası olarak haber biçiminde sunarlar. Toplum psikolojisi ile sürü sürü insanlar, farkına varmadan bundan etkilenir ve bunları alır ve uygularlar. 2- Moda tutkusu psikolojik bir hastalık ve aşağılık kompleksi anlamına gelmesi ve sonuçta da insanı, taklit ettiklerini her konuda beğenme ve onlar gibi olma noktasına düşürmesidir. Yeme biçimi, sofra düzeni, giyimi ve dekorasyonu, görgü kuralları kısaca hayata bakışı ve hayatı yorumlayışı hoşa giden birisi, hoşlananın gözünde her bakımdan büyük olma yolundadır. Taklitçi, peşin peşin kendisinin küçük, taklit ettiğinin de her bakımdan büyük Olduğunu kabullenmiş demektir. (Beşer Faruk, Hanımlara Özel İlmihal, sh316-322)
30- KADIN VE SÜSLENME İslam'da "Gaye, vasıtayı meşru kılmaz." şeklinde bir kural vardır. Yani varmak istediğimiz meşru bir hedefe, hangi yolla olursa olsun değil, yine meşru bir yolla gitmek zorundayız. Kadın için süslenme eğer meşru ise, bunu hem meşru araçlarla, hem meşru biçimde yapacak, hem de meşru biçimde kullanacaktır. Süslenmenin beş şartı vardır: 1- Süslenmek isteyen; güzelleşmekte haram madde içeren kozmetikler kullanmayacaktır. 2- Sağlığa zararlı güzellik maddeleri kullanmayacaktır. 3- Allah'ın yarattığı şekli, yani fıtraıti bozucu bir süslenme yolu uygulanmayacaktır. Çünkü bu aslında süslenme değil, Allah'ın beğendiği şekli bozma ve çirkinleştirme demektir. Vücuda uygulandığında fıtratı değiştirme sayılan ve yasaklanan ilkel süslenme biçimlerinden bazıları şunlardır: - Dövme yaptırma ve dişleri seyreltme. - Kaşları aldırma. - Estetik ameliyat. - Peruk kullanma. - Tırnak ve traş bırakma. 4- Dini görev ve ibadetlere engel olacak tarzda süslemneye-cektir. 5- Kadirim süslenmesi cinselliğini
ÇOCUĞUN İKİNCİ MERHALESİ
18/2/2008 · Kategori: Tum-Yonleriyle-Aile
a-0-7 YAŞ ARASI Çocuk, dünyaya gözünü açtığında zihin, ruh ve beden dünyası ile çevreyi tanımaya başlar. İşte bu çocuğun yetişmesinde anne-babalar için sorumluluk eşit, ancak çocuğun hizmet ve eğitiminde alınacak roller farklıdır. Çocuğun annesi, mahsülü olan yavrusu için bir mektep, bir din, bir ahlak ve laboratuardır. (Çeşitli alet ve maddeler kullanılarak ilmi araştırma ve denemelerin yapıldığı yer) Anne, bu laboratuarda çocuğunu tanıyacak ve eğitimini belli bir usul ve metot dahilinde gerçekleştirecektir. Çünkü annenin çocuğunu tanıması, onun eğitiminin yarısını yapmış olması demektir. Geriye eğitimin yansı kalır. Böyle onurlu bir vazifenin başında olan anneye, İslam'ın talimatı şudur. 1- Sen, evinin işlerini çok güzel bir şekilde yöneteceksin, 2- Kocana ve çocuğuna huzurlu bir aile ortamı hazırlayacaksın, 3- Çocuğunu güzel bir şekilde terbiye edeceksin. Annenin bu şerefli hizmetlerdeki başarısının altındaki faktör şudur: 1- Kadın, kocasının kuvvetine iltica eder, itaati ile ona sığınır, 2- Erkek de, hanımının sevgi ve muhabbetine iltica eder, sığınır. 0-7 yaş merhalesinde yaşayan çocuğun anne ve babasına önemli bir görev düşmektedir. O da şudur: Çocuklara kural öğretme, örnek ol. Konuşmasını Allah lafzı ile başlatacak olan çocuğun anne ve babası için Rabbimizin talimatı Önem arz eder: "Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten (nardan) koruyun." (Tahrim, 6) Aile ocağı hem iyiliğin ve hem de fenalığın öğrenildiği, öğretildiği bir yerdir. Allah'a inanan bir baba ve anne, öncelikle kendilerini ve hem de sorumluluklarını üzerine aldıkları kimseleri Nar'dan korumakla yükümlüdür. Nar: 1- Cahiliye toplumu ve onların yaşadığı hayat tarzı, 2- Cehennem ateşi. Her iki Nar'dan korumakla ve korunmakla vazifelidir ebeveyn. Sorumlulukları eşit, görevleri farklı olan karı-kocanın birbirlerine destek vermeleri, annenin başarılı olmasına temel etkendir. Anneler, anlamlı ve mesaj dolu gün ve gecelerde farklı kıyafetler giyerek, çocuklarına doğru mesajların verilme zeminini hazırlarlar. Özel yemekler hazırlayarak, hediyeler alarak, karı-koca kimliği ile evlatlarının önünde paylaşıma ahlaklarını göstererek, ağız ve diş temizliklerine önem vererek hep örnek olurlar. Banyo, tuvalet, oturma odası, yatak odası, yemek ve içmek kültürü kazandırılır. Evin bir bölümü çocuklar için oyuncakların organize edildiği bir yer olur. Telefon konuşmalarından, para harcama kültürüne, edebine varıncaya kadar herşey, çocuklar için örnek teşkil eder. Tüm bunların üstünde ibadet kimliğinin, namaz ve abdest'n, cemaatle evde namaz kılmanın, Kur'an okumak ve öğrenmek, minareden duyulan ezan vs. gibi her şeyi, çocuğun anlayacağı bir lisan ile annenin anlatması ve örnekler vermesi, çocuğun Nar'dan korunmasına zemin hazırlar.
b- 7-12 YAŞ MERHALESİNDEKİ ÇOCUK Eğitim, terbiye; zihin; kalp ve beden dünyası üzerinde devam etmektedir. Bu merhalenin en hassas noktalarından birisi şudur: 1- Sevap ve günah kavramlarının öğretilmesi, 2- Yasak ve ayıp kavramlarının aslına uygun olarak ele ahnması. Anne ve babanın ki, dolayısıyla öncelikle babanın üzerine büyük vazifeler düşmektedir. Çünkü çocuklar üzerinde sorumluluk eşit ve görevler farklı idi. Yedi yaştan sonra görevin büyük bölümü babanın üzerinde oluşurken, anne burada en büyük destekçidir. Terbiyede ceza ve mükafatın dengeli olarak icrası söz konusudur. Her iki konuyu hak ettikleri yere koyamaz isek, çocuğa büyük haksızlık yapmış oluruz. Namaz kıldıktan sonra, kendisine hediye verilen bir çocuk ile, "Namaz kılarsan sana şu hediyeyi vereceğim" teklifine muhatap olan çocuk çok farklı bir metot ile karşı karşıyadır. Birinci usul doğru iken, ikinci usul adeta rüşvet niteliğindedir. Bu merhale içinde olan çocuğun, sosyal alanda genişleyen bir çevresi vardır. Bu çevreler 1- Şehirleşme, kentleşme, 2-Turizm, 3- Hava kirliliği, 4- Ekoloji, 5- Parklar, 6- Sigara-içki-kumar, 7- Gürültüler, 8- Sinema ve eğlence yerleri, 9- Stad, disko, 10- Kahvehane, 11-Trafik, 12, Kalabalık yerler, caddeler, 13-Para-Basın-Medya, 14- Fuarlar, piknikler, kamplar, 15- Dikey şehirleşme ve dev bloklar, 16- İş merkezleri, fabrikalar, alış-veriş merkezleri, marketler, 17- Oyuncaklar, TV, Radyo, Bilgisayar, 18- Cami, minare, kilise, pazar yerleri vs. Tüm bunlar çocuğun çevresini oluşturmaktadır. Çocuğun bu ortamında anne ve babanın ayrı ayrı ve ikisinin ortak programlan söz konusu olmaktadır. Anne karnından dünya sahnesine geçen çocuk, hayatının filmini oynamaya başlıyacaktır. Senarist ve yönetmen öncelikle 0-7 yaş merhalesinde anne, sonrasında ise babadır. Bu merhalenin bitimi, çocuk için yeni bir dünyaya adımın atılmasına sebep olacaktır. Bundan sonrası, yani 13-23 yaş arasında kendisine "Genç" ismi ile hitap edilecektir. Bir hazine, adeta bir define olarak gönüllerimizin meyvesi, dünya ve ahiret alemimizin gerçek yatırımı olan genç, alt yapısı sıfırdan başlatılarak büyük emekler verilmiş bir değerdir. Yaşayacağımız dünyanın kendisine hazır hale getirilmediğini öğrenen ve kendi imkanları ile engelleri aşmada zorlanan bu genci, bilinmeyen yönleri ile ele alıp tanımaya çalışacağız.
c- İNSAN EĞİTİMİNE CANLI BİR ÖRNEK (LOKMAN (A.S.) VE OĞLU) Lokman Suresi, 13.ayet: Lokman (a.s.), oğluna öğüt vererek; "Yavrucuğum, Allah'a ortak koşma. Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür" demiştir. Bir babanın oğluna ilk kazandıracağı nimet, iman nimetidir. Oğlunun Allah'a inandığı kesindir. Onun için "Allah'a inan" demiyor da, "Allah'a şirk koşmamasını" öğütlüyor. Hz.Lokman (a.s.), oğluna bu yasağı koyarken sebebini izah etmektedir. Kesinlikle şirk büyük zulümdür. Bu durum gösteriyor ki, çocuklara bir şeyi öğütlerken, ya da yasaklarken o şeyin neden ve niçin yasaklandığı anlatılmalıdır. Buradaki bir başka hikmet şudur: Nasihat ve irşadda bulunacağımız kimselere bu vazifeyi ifa ederken, onların kalplerini yumuşatacak ve gönüllerini fethedecek şekilde hitap etmek önemlidir. Burada çocuğa "yavrucuğum" denilmiştir. Lokman suresi 16.ayet: Lokman (a.s.) öğütlerine devamla şöyle demişti; "Yavrucuğum, yaptığın iş (iyilik veya kötülük) bir hardal tanesi ağırlığında olsa bile, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu senin karşına getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve herşeyden haberdardır." Bu ayette baba oğluna, Yüce Allah'ın nasıl bir varlık olduğunu, insanın ameliyle bağlantı kurarak anlatmaktadır. Burada Lokman (a.s.) Yüce Allah'ı, oğluna LATÎF ve HABİR sıfatlarıyla tanıtmaktadır. LATİF, yoğunluğu olmayan, her şeye sızan manasındadır. Bir amelin taşın içinde, göklerde ve yerde olması, kavramları öğretim açısından çok dikkat çekicidir. Taş, maddi bir araştırmayı, gökler astronomiyi, yer de yer bilimleri araştırmalannın bir amel olduğunu ifade eder. Lokman suresi 17.ayet: "Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir." Zikir, hamd ve dua gibi dinin temel esaslarını içine alan namaz teklif edilmiştir. Özetlersek: * Çocuğa din eğitimi verilirken, öncelikle Allah anlatılır. Allah insan ilişkileri amel ile ortaya konulur ve nihayet insanın her amelinin ibadet olması gerekliliği namaz emri ile noktalanır. Hz.Lokman (a.s.), oğlunun zihnini ve kalbini yüce Allah'a çevirdikten sonra, toplumun yücelttiği değerlere de çevirmektedir. Çünkü çocuk eğitimi, toplumdan soyutlanarak gerçekleşmez. Tek başma çocuğu terbiye etmek mümkün olmaz. Çocuğun sosyalleşmesi ve sosyal hayatta rol alması gerekir. Bunun için davranış biçimleri şunlardır: 1- "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme." (Lokman, 18) Toplumda sağlam insan ilişkilerini ve sağlıklı iletişimi yaşatan en önemli davranış insanlara karşı sevecen olmaktır, İnsanlardan yüz çevirmemek, onları aşağılamamak ve onlara güler yüzlü davranmak kadar kaynaşana ve birleştirici bir davranış biçimi bulmak çok zordur. Çocuklara ilahi rızanın, insanların rızasından geçtiğini durmadan öğütlemelidir. 2- "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme." (Lokman, ıs) Halkın içinde rahat olmak için kompleks içinde olmayacaksın. İnsanların seviyesi nasıl olursa olsun, onlara insan olarak muamele edeceksin. Hz.Lokman, oğluna bazı davranış şekillerini yasaklarken, çok önemli bir metod kullanmaktadır. Bu davranışların değerlendirilmesini Yüce Allah'ın yapacağını ona hatırlatmaktadır "Allah, kendini beğenip övünen kimseyi sevmez." (Lokman, 18) Görülüyor ki, davranışların yanlışlığını babası kendisine mal etmemektedir. Yüce Allah'a bağlamaktadır. 3- "Yürüyüşünde tutumlu ol." (Lokman, w) Orta seviyede bir yürüyüş biçimi sergilenmektedir. "Kibirli yürüme" demek yeterli değildir. Zira kibirli davranışın ne olduğu da belirtilmektedir. Nasıl yürüyeceğini söylemekle bu da yerine getirilmiş olacaktır. 4- "Sesini kıs" (Lokman, 19) İnsanlarla nasıl konuşulacağına kadar terbiyenin boyutuna dikkat çekilmiştir. Konuşmanın adabını çocuğa öğretmek, İslam ahlakının çok ciddi ve önemli bir konusudur. Yüksek sesle, kibirli bir şekilde insanlarla konuşmanın tiksindirici bir hal olduğu üzerinde durulmuş ve konu eşek sesi benzetmesiyle tamamlanmıştır. "Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin amrtŞ Sesidir." (Lokman, 19) Toplumsal değerleri kendi şahsiyetine sindiren, maleden ve onların bilincine varan gence artık, onları başkasına tavsiye etmekle sorumlu olduğunu hatırlatmak gerekir. Hz.Lokman (a.s.) da aynısını yapmış ve oğluna "İyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış. Başına gelene sabret." demiştir (Lokman, 18) Genç bu faaliyetleri yaparken bazı tepkilerle karşılaşacaktır. Toplumun uğruna, onun iyiliği ve düzenli yaşaması için bu tepkilere katlanacaktır. Ayetlerde sayılan dört mesele büyük işlerdendir. Azmedilme-si gereken şeylerdendir. Bunları herkes yapamaz, İnsanların değeri bunları yerine getirmekle alakalıdır.
|
| Abdullah BÜYÜK |
ERKEKLER EŞLERİNDEN NELER BEKLİYOR
18/2/2008 · Kategori: Tum-Yonleriyle-Aile
1- Kendileri ile nikahlanmanız İslami açıdan meşru olan erkeklerle zaruret olmaksızın, meşru olmamanızı ve laubai davranmamanızı istiyor. 2- Kendisine karşı giyiminize dikkat ederek, dağınık bir durumda olmamanızı, düzenli ve cazibeli olmanızı istiyor. 3- Kendinizin, hayatınızdaki yerinin önemini zaman zaman ifade etmenizi, bunu hareketlerinizle de hissettirmenizi istiyor. 4- Onda görmek istediğiniz ve görmek istemediğiniz hasletlerin eksikliğini hissettirerek ve aşağılayarak değil de, saygılı bir şekilde ifade etmenizi istiyor. 5- Onu ruhen destekleyerek ve kendisine itimat ettiğinizi, güvendiğinizi hissettirecek tarzda, riyaya kaçmadan takdir edici sözler söylemenizi istiyor. 6- Kendilerinin eksik ve hatalı olan yön ve davranışlarını akrabalarınızda dahil olmak üzere başkalarının yarunda dile getirerek küçük düşürücü söz ve tavırlarda (Yanında ve gıyabında da olsa) bulunmamanızı istiyor. 7- Yabana erkeklerin güzel hasletlerini eşinizi kıskandıracak şekilde ve onu aşağılayacak şekilde (Yalnızken de olsa) dile getirmemenizi istiyor. 8- Eşiniz eve geldiğinde, onu mümkün olduğu kadar kapıda ve güler yüzle, aynı zamanda temiz ve düzenli karşılamanızı, hal ve hatırını sorarak ilgilendiğinizi hissettirmenizi istiyor. 9- Arada sırada ufak da olsa hediye alarak gönlünü hoş etmenizi istiyor. 10- Kendi ana-baba ve akrabalarınıza göstermesini istediğiniz saygı kadar, onun da ana-baba ve akrabalarına hürmetkar davranmanızı istiyor. 11- Ev işleriniz ne kadar yoğun olursa olsun, kendisine zaman ayırmanızı istiyor. 12- Zaruret olmadığı hallerde, eşiniz evde ikea onu bırakarak komşuya veya herhangi bir yere gezmeye gitmemenizi istiyor. 13- Mühim olmayan kusurlarını görmemezlikten gelerek affetmenizi istiyor. 14- Eşinizin hatalarını anarken, kendinizin de kusursuz olmadığını düşünmenizi, objektif olmanızı istiyor. 15- Ondan gizli işler yapmamanızı, yaptığınız işlerde ve herhangi bir yere gideceğiniz zaman kendisiyle mutlaka istişare etmenizi istiyor. 16- Kendisine asla çirkin, beceriksiz, pısırık ve benzeri hareketlerle birlikte, kendisine onu sevmediğinizi söylememenizi istiyor. 17- Başkalarının yanında olduğu gibi çocuklarınızın yanında da kendisini küçük düşürecek şekilde kendisini azarlamamanızı istiyor. 18- Onu çevrenize şikayet etmemenizi, aile sırlarınızın mahremiyetini hiçbir şekilde ihlal etmemenizi, kimseye açmamanızı istiyor. 19- Şayet arada sırada huysuzluktan olursa, anlayış ve sabır göstererek düzelmesine yardıma olmanızı istiyor. 20- Size ve yavrularınıza bir istikbal ve helal yoldan rızık kazanabilmesi için vermiş olduğu uğraşın zorluğunu anlamanızı, bu durumu takdir ve anlayışla karşılamanızı istiyor. 21- Yersiz kıskançlıklarla huzurunuzu bozmamanızı istiyor. 22- Hayat müşterektir diyerek, akşama kadar çalışmış ve eve yorgun-argın gelmiş olan eşinize evde de (zaruri hallerin dışında) angarya işler (bulaşık, çamaşır, yemek yapmak vb.) yapmaya zorlamamanızı istiyor. 23- Özel (mahrem) hayatınızdaki taleplerinizde onun ruh halini, yorgunluğunu, rahatsızlığını veya arzulu durumlarını da göz önünde bulundurarak onu günahlardan koruyacak hassasiyeti ve fedakarlığı kendisinden esirgememenizi istiyor. 24- Ailenin ve İslam toplumunun temeli olan aile yapısını her türlü fitne unsurlarından, şüphelere ve dedikodulara neden olacak hal ve davranışlardan korumanızı istiyor. 25- Aile bahçesinin çiçekleri olan çocukların ruhi ve kültürel alandaki yetişme ve olgunlaşma hususunda üzerine düşen eğitmenlik görevini ciddi ve fedakar bir şekilde yerine getirmenizi istiyor. 26- O size, günah olan ve hayatın diğer zorluklarından sizi korumak zorunda olduğunun bilinciyle hareket ederek, sizin de kendisi için bir libas olduğunuzu düşünüp kendisine bu hususlarda yardıma olmanızı istiyor. 27- Eşiniz sizinle macera yaşamak veya evcilik oynamak değil, ahirete uzanacak bir hayat için evlenmiştir. 28- Eşiniz sizden, onu bu imtihan dünyasında kendinizle dini mücadelesi arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya bırakmamanızı istiyor. 29- Müslüman fert, aile ve toplumun temel görevlerinden olan İslam'ın anlaşılması, yaşanılması ve topluma hakim kılınması hususundaki görevlerini yerine getirmeye çalışırken, zaman zaman sizi ve evi ihmal etmesi halinde ona anlayış göstermenizi, hatta eğer mümkünse bu çalışmada kendisine bizzat destek olmanızı istiyor. 30- Eşiniz, "Eşim bana cariye olmalı ki; ben de ona köle olayım. O bana yer olmalı ki; bende ona gök olayım." diyor. 31- Eşiniz, "İş stresi gereği eve asık suratla dönmüş olabilirim, ama ben eşimden somurtkan bir çehre istemem." diyor. 32- Eşiniz, "Dünyada yaşıyoruz, sosyal hayat çok bozuk, problemler elbette olacaktır, yeterki büyütülmesin" diyor. 33- Eşiniz, "Saygı, sevgiyi besler ve genişletir. Saygıdan mahrum bir sevginin ölü olduğunun unutulmamasını" istiyor. 34- Eşiniz, "Eşimin asla yapmaması gereken şey, benimle sinir harbi başlatıp, galip çıkmaya çalışmasıdır" diyor. 35- Eşiniz, "Benim anlattıklarımı dinler gibi görünüp, kafasında kendi söyleyeceği cümleleri kuran bir eş fevkalade sinir bozucudur." diyor. 36- Eşiniz, "Az, öz ve yerinde konuşabilen kadın, Allah'ın en büyük nimetlerinden birisidir." diyor. 37- Eşiniz, "Bir kocayı en sinirlendiren ve huzursuz eden şey, eşinin avukat gibi dakikalarca kafa şişirmesidir." diyor. 38- Kaldı ki; Psikologlar, aile reisinin iş dönüşü tenha ve kimsenin etkilenmiyeceği bir yerde açık alana doğru 3-5 defa bağırmasını, deşarz olup beyin ve ruh dengesini koruması açısından gerekli görüyorlar. 39- İnatçılıkta ısrar eden ve bunu alışkanlık haline getiren, dediğinin olmasından başka bütün yollan kapayan bir kadına tahammülüm zordur. 40- Kendi durumundan daha iyi olanları sık sık gündeme getirip, içinde bulunduğu nimetlere şükürsüzlük eden kadın, kocasını çileden çıkartandır. 41- Şu söz hiç unutulmamalı; "Güzele kırk günde doyulur, güzel huyluya kırk yılda doyulmaz." "Yüzü güzelden usanılır, huyu güzelden usanılmaz." İMTİHAN OLARAK FITRATA KONULAN ÜÇ SEVGİ (l.Kadın 2. Mal 3. Evlat) "Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne ile babası: - Ya Yahudi, - Ya Hıristiyan, - Veya Mecusi yapar." (Buharı, Cenaiz, 80-92; Müslim, Kader, 25) Anne ile babası onu müslüman yapar, dememiştir. Niçin? Çünkü o çocuk İslam fıtratı üzerinedir. Çocuk ilk konuşmaya başladığında doğru konuşur. Yalan konuşmaz, çünkü yalanı bilmez. Ne zaman doğru konuştuğundan dolayı anne ve babasından tokat yerse, yalan konuşmaya ilk adımını atmış olur. Peki nasıl olur bu? Elinde olmayarak herhangi birşeyi kırsa. Mesela, bir bardak kırsa, bardağın kırıldığını gören veya duyan anne veya babası asık surat, kaşı çatık, sinir dolu tavır ve yüksek sesle "Bardağı sen mi kırdın?" dediğinde çocuk, o korkunç atmosferde bardağı kendisi kırdığı halde "Ben kırmadım" der. Böylece Yahudilikten bir şey öğretilir çocuğa. İşte İslam fıtratı (tabiatı-karekteri-temiz yaratılışı) bu tür pisliklerle kapatılmaya başlanır. Her doğan çocukta göz gibi, el gibi lazım olan korku da yaratılır. Bileğin gücü, akıl gücü her insanda ayrı ayrı olduğu gibi, korkuların da oranı insandan insana değişir Eğer yaratılışımızda korku da verilmemiş olsa idi, yüzmesini bilmezken denize atlar, tren yolunda trene karşı yürür ve akibeti-mizi de göremezdik. Korku büyük bir nimettir. Ancak her şeyde israf olduğu gibi korkuda da israf vardır. Korku veya sevgi tartıya gelmez ama, konuyu açıklayabilmek için gram tabiriyle anlatmaya çalışalım: Annesinden yeni doğan çocuğa 100 gram korku verilmiş olduğunu kabul edelim. Bu 100 gram korkunun; * 20 gramı, annesi onu karanlık gecelerde uyutamadığında "Sus öcü geliyor, böcü geliyor" diyerek harcanıyor. * Biraz daha büyüyünce, "Jandarmayı çağırrım, polisi çağırırım, babana söylerim" diyerek harcanıyor. * Biraz daha büyüyünce "Sesini çıkarma diploma alamazsın, iş tutamazsın, kazanamazsın, amir-memur olamazsın" denilerek, böylece 100 gramlık korku bitiyor. Böylece o kişide Allah korkusu kalmıyor. Fıtrata konulan ve sadece Rabbimize tahsis edilen korku, sıfırlanınca, o insan artık her türlü olumsuz ve menfi şeyi yapmaya başlıyor. Ayetler, hadisler, kıssalar, cezalar, artık o adama tesir etmemeye başlıyor. Günümüzde çocuk yaştan, gençlik döneminin bitimine kadar her cins korku, o insanda korkuyu bitiriyor ve neticesini tahmin etmek de zor olmuyor. Tıpkı sevgi de böyledir. Allah merkezli sevgi, müstakılleşince, gönüllerde sevgi namına da birşey kalmıyor. Bu iki nimetin yokluğu, insanın sırat-ı müstakim yolunda yürümesini zorlaştırıyor. Korku ve ümit karıadı kopmuş bir kuş gibi yürümede zorlanıyor. Beyne'l-Havfü ver reca dengesi ki (korku ve ümit içinde yaşamak) bozulunca, tamiri zor bir olay başta anne ve babalar olmak üzere tüm akl-ı selim sahiplerini tedirgin ediyor. İşte duyarsız, bilinçsiz ve şuursuz anne ve babaların topluma ve insanlığa ödettiği acı fatura, kendi eliyle cehenneme postalamak istediği çocukları oluyor.
* NASIL BİR HANIM OLURDUNUZ? "Eğer siz erkek değil de, kadın olsaydınız, evlendiğiniz beyinize karşı nasıl bir hanımlık yapardınız?" 1- Öncelikle, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in "Kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, namusunu muhafaza eder ve zekaüru da verirse, kocası da kendisinden razı olduğu halde ölürse dilediği kapıdan Cennef e girsin." (Ahmed, Masned, 1/191) hadisi şerifine mazhar olmaya çalışırdım. 2- İlk önce beyimde, Allah'a kul ve Resulüne ümmet (yani Kitaba ve Sünnete) uygun bir hayat tarzına sahip olmasını isterdim. 3- Saygı ve sevgi ailenin temel taşı olduğuna göre, her zaman sevgi ve saygılı olmayı isterdim. 4- Namaz konusunda çok titiz ve kendi nefsini düşünmeyen bir eş olmasını isterdim. 5- Eşimin, kötü alışkanlığı olan arkadaşlardan ve insanlardan, yani bâtıl düşünceli insanlardan uzak olmasını isterdim. 6- Eşimin, topluma ve insanlara faydalı olmasını, kendisini Allah yolunda feda edebilecek cesareti göstermesini isterdim. 7- Eve geldiğinde selam vererek eve girmesini, eşine ve aile fertlerine gereken önemi vermesini isterdim. 8- Ehemmiyet ve önem arzetmeyen konularda ısrara ve kına olmamasını isterdim. 9- Ona Öyle bir güven verirdim ki, hiç dönmeyecek olsa bile onu ömür boyu bekleyeceğimi ve ona olan bağlılığımı gösterirdim. 10- Çölde kuruyan bir yaprak olsa, gözyaşlanmla onu sulardım. Onun bir gül, kendimin ise bir diken olmasını yeğleyip her yönüyle onu beslerdim. 11- Ona beni bir an görmediğinde bile, cep telefonu ile de olsa aratacak sevgiyi vermeye çalışırdım. 12- Beyim işten gelmeden önce evimin düzen ve intizamını ayarlar, onun karşısına karışık-kuruşuk ve buruşuk değilde, intizamlı ve çekici olarak çıkmayı, çoğu zaman konuşmaktan öte gözünün içine bakarak onu yakmayı düşünürdüm. 13- Her konuda bildiğim kadar ona yardıma olur, toplumda küçük düşmesini engeller, çocuklarıma karşı güçlü bir baba simgesini oluşturarak onu desteklerdim. 14- Beyimi çok severdim. Rabbim sev dediği için, benim ve çocuklarımın nafakasını helalinden kazanmasını, kendimin de sevilmesini ve saygı gösterilmesini isterdim. 15- Eşimin kızdığı anda sabrederdim. Hatasız kul olmaz hata yaptığımı, yapabileceğimi ve hata yaptığım anda özür dilemeyi ve bağışlamasını isterdim. 16- Beyime karşı hanımlıktan önce iyi bir arkadaş, iyi bir dost ve iyi bir can yoldaşı olurdum. Kendi istek ve arzularımdan önce onun arzu ve isteklerine riayet ederdim. 17- Beyimin iş hayatında daha rahat çalışabilmesi için, bizim nafakamızı kazanırkan sıkıntı ve strese düşmemesi için, çok rızkı değil helal rızkı getirmesini isterdim. 18- İşten eve, yuvamıza geldiği zaman tıpkı bir cennet bahçesine, cennet evine girmiş gibi temiz, düzgün bulunan evde onu kapıda karşılar, sevgi ve şefkat, rahmet ve bereket dolu yuvamıza hoş geldin efendim." derdim. 19- Beyimin hassasiyetlerini tesbit eder, ona göre onu memnun etmeye gayret gösterirdim. 20- Onun hangi konularda zayıf olduğunu öğrenir, o hususta haram işlemeye meyletmesini önlemek için kadınlık sanatımdan her türlü cilveyi yapar, onun dikkatini üzerime çekerdim. 21- Onun İslam yolundaki çalışmalarına yardıma olur, bu tür çalışmalarında beraber olup, çalışmak isterdim. 22- Şu anda fazla çocuk istemem. Çünkü onların sorumluluğu çok büyüktür, onları yetiştirmek hayli güç. 23- Beyiyle, eviyle mutlu, çocuklarıyla mutlu, çevresiyle iyi geçinen dinini yaşayan dünya ve ahiretini kazanmaya çalışan bir hanım olmak isterdim. 24- Eşimle geçimin ve mutluluğun güzel olması, karşılıklı sevgi ve saygıya dayanır, bunun için de sevgiye çok özen gösterirdim. 25- Eşimi sabah işe gönderirken, onu kapıya kadar uğurlar, yiyecek, içecek ve giyeceklerine çok dikkat ederdim. 26- Erkekler hangi yaşta olursa olsun fark etmez, aynen yeni gelişmiş bir erkek çocuğuna benzer, sıkıntılı anlarında başını koyacak bir kucak ve saçını okşayacak bir el ister, öyle bir el sahibi olmak isterdim. 27- Kadının yükü ağır olduğundan, aynı zamanda değerli bir varlık sayıldığından her zaman ev işlerinde ve çocuk eğitiminde beyimden yardım isterdim. 28- Sabahleyin eşimden önce kalkar, onu da kaldırır namazlarımızı beraber kılar, elbiselerini hazırlar, kahvaltısını da hazırlar, kahvaltımızı beraber yapar onu işine uğurlardım. 29- Ola ki, onun istemiyerek yaptığı hatalarına karşı müsamahalı ve örnek bir şekilde davranan bir eş olurdum. 30- Eşim işten evimize dönmeden evvel, ev ve mutfak işlerini bitirir, temiz elbiselerimi giyer ve eşime çekici gözükmek, onun ilgisini çekmek için makyaj yapar, güzel kokular sürünür, onu kapıda karşılar ve kucaklıyarak içeri alırdım. 31- Eşime karşı, ben de çalışmak para kazanmak istiyorum diye, beyimin başının etini yemezdim. 32- Eşime karşı, Kur'an ve Sünnet ölçülerine göre hareket etmeye çalışırdım. 33- Eşimle cinsi münasebetlerde de Allah'ın koyduğu kuralların dışına çıkmamak şartıyla her istediğini yerine getirmeye çalışırdım. 34- Beyime, sadece canının sıkıldığı, üzüntüsü, kederi, elemi anında değil her zaman sevgi, saygı kısacası her şeyimle onu o anki halinden, Allahu Teâlâ'nın ayetlerini okuyarak ahiretin baki, bu dünyanın ise bir imtihan olduğunu hatırlatarak onu o üzüntülü halinden kurtarmak isterdim. 35- Onunla ilmi konuşmalar yaparak ufkumuzun gelişmesini ve birlikte ibadet etmenin tadına erişmeyi sağlardım. 36- Çocuklarımızı Allah yolunda yetiştirebilmemiz için, beyimle istişare yaparak en iyi bir şekilde yetiştirilmelerini isterdim. 37- Özellikle kıyafetlerime çok özen gösterir ve beyimin de bana karşı kıyafetlerine özen göstermesini isterdim. 38- Bir kadın olarak çağın teknolojisinden, ilminden vb. gibi bilgilerden haberdar olmaya çalışır, araba ve bilgisayar kullanmayı öğrenir, beyimle dünya kamuoyunu birlikte izler ve düşünürdüm. 39- Eşimin, anne, baba ve akrabalarını, kendi anne, baba ve akrabalarım gibi düşünür itaatte kusur ermezdim. 40- Eşime değer verir, bunu her halimle ve hareketimle gösterirdim. Çünkü ben biliyorum ki, aramızdaki mesafeleri kapatmak bizim (kadınların) elimizde, ben hanım olarak ona ne kadar yaklaşırsam, mesafe o kadar kapanır. 41- Ben bir ev hanımı rolümü iyi kullanmak için, mutfak konusunda başarılı olmaya, erkeğini dışarıya yönlendirecek ve bağlayacak hiçbir boşluk bırakmamaya çalışırdım. 42- Eşime karşı daima dürüst olur ve isteklerini İslam'ın yasaklarına riayet ederek elimden gelen samimiyetle karşılardım. İslami olmayan isteklerini ona iyi bir şekilde izah ederek onu o işi yapmaktan vaz geçirirdim.
|
| Abdullah BÜYÜK |
MÜSLÜMAN KADININ ÖRNEK OLMASI
18/2/2008 · Kategori: Tum-Yonleriyle-Aile
| Müslüman Kadının Aile Çevresi Ve Örnek Olması |
|
Evli Olan Kadın; 1- Dede ve ninesinin 2- Anne ve babasının 3- Kocasının 4- Çocuklarının 5- Küçük kardeşlerinin 6- Hala, amca, dayı, teyzesinin 7- Kaynana ve kaynatasının 8- Kayınlarının 9- Kardeşinin hanımlarının 10- Damat ve gelininin 11- Kocasının birden fazla hanımının 12- Kendisinden büyük kardeşinin
TORUNUDUR KIZIDIR HANIMIDIR ANNESİDİR ABLASIDIR YEĞENİDİR GELİNİDİR YENGESİDİR ELTİSİDİR KAYNANASIDIR KUMASIDIR KÜÇÜK KARDEŞİDİR
Evli müslüman hanım, etrafı için örnek, model insan olmalıdır. Çünki; "Mü'min, mü'min kardeşinin aynasıdır." (Ebu Davud, Edeb, 49) Davetçi kadının örnekliği yoksa, etrafını aydınlatamaz. Davetçi kadın, model insan olmamışsa; çocuklarını eğitip, terbiye edemez.
Evli Olan Erkek; 1- Dede ve ninesinin 2- Anne ve babasının 3-Hanımının 4-Çocuklarının 5- Küçük kardeşlerinin
TORUNUDUR OĞLUDUR KOCASIDIR BABASIDIR AĞABEYSİDİR
6- Kendisinden büyük kardeşinin 7- Hala, amca, dayı, teyzesinin 8- Kayınpeder ve kayınvalidenin 9- Kayın ve Baldızının 10- Torunlarının 11- Damat ve gelininin
KÜÇÜK KARDEŞİDİR YEĞENİDİR DAMADIDIR ENİŞTESİDİR DEDESİDİR KAYNATASIDIR
* EVLİ KARDEŞ HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ? Nikahlı hanımın delikanlılık döneminde sevgilindi! Olgunluk döneminde arkadaşın oldu. İhtiyarlığında ise, hasta bakıan olacaktır. Kadın kendi başına ne güldür ne de diken, Koklamasını bilirsen gül olur, Tutmasını bilmezsen diken olur. Çirkin kadın diye birşey yoktur. Yalnız güzel görünmesini bilmeyen bazı kadınlar vardır.
* HER ANNE VE ANNE ADAYI Evini, ev işlerini en güzel bir şekilde idare etmeli, kocasına ve çocuklarına huzurlu bir ortam hazırlamalı, çocuklarını en güzel bir biçimde terbiye etmelidir.
a- AİLE YAPISINI SAĞLAMLAŞTIRAN SEBEPLER 1- Allah (c.c.) için sevmek, (Dinde kardeşiz) 2- Dost ve yardıma olmak, 3- İstişare etmek, 4- Dengeli davranmak, 5- Sabır ve tahammül, 6- Ayıp örtücü olmak, 7- Gerektiğinde özür dileyebilmek, 8- Karşılıklı güveni sarsmamak, 9- Kalp kırmaktan sakınmak, 10- Yaptığı işlere çirkin-kötü dememek, 11- Daima temiz ve bakımlı olmak, 12- Hataları iyiliklerle düzeltmek, 13- Kadın itaatkar, erkek adil olmalıdır, 14- Takdir etmeyi, değer vermeyi bilmek, 15- Selamlaşmak, hediyeleşmek, 16- Aralarındaki özel, mahrem hayata itina etmek, 17- Çocukların yanında tartışmamak, 18- Birbirlerinin zevk anlayışına hassas ve saygılı olmak, 19- Birbirlerine iyi niyetle bakmak. Aile hayatını sigortalamak isteyen her karı-koca işte bu tes-bit edilen önemli hususlara riayet etmelidir.
b- AİLE HAYATINI ZAYIFLATAN VE EVİ CEHENNEME ÇEVİREN SEBEPLER 1- Huyların uyuşmaması, 2- Eşlerin birbirini anlayamaması, 3- Eşine ve eşinin yakınına saygısızlık, 4-İnatçılık, 5- İnanç ve görüş ayrılığı, 6- Sinir ve öfke, 7- Bencillik, 8- Başkalarının sözüne bakmak, 9- Kaynana baskısı, 10- Eşlerden birinin diğerini ikinci plana itmesi, 11- Koca baskısı, 12- Kötü alışkanlıklar, 13- Güvensizlik, 14- Mali sıkıntı, 15- Haline razı olmamak, 16- Eşlerden birinin başka birini sevmesi, 17- Cinsel tatminsizlik, 18- Kadının fiziki yapısının bozulması, 19- Birbirine alışmış olmalan ve kötü çevre. Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.
c- MUTLU AİLENİN GÖRÜNTÜLERİ 1- Evlilik yemininizi her zaman aklınızda tutun "SEV- SAY -BAĞRINA BAS" 2- Eşinizi, başkalarının eşleriyle kıyaslamayınız, 3- Kına sözler ve davranışlar, kalıcı izler bırakır, 4- Evlilikler bahçeye benzer. İlgilenirseniz serpilir gelişir. İhmal ederseniz ölür. 5- Başarılı bir evlilik, aynı kişiye bir çok kez aşık olmayı gerektirir. 6- Açıklamalar, mazeretlerden daha iyidir. 7- Eşinize sizin değil, onun beğeneceği hediyeler alın. 8- Kabul edin, savunmaya geçmeyin. 9- Her günün sonunda eşinize zaman ayırın. 10- Evlilikler değil, insanlar başarısızdır. 11- Eşiniz temizlikçi değil, hayat arkadaşınızdır. 12- Evlilikte kaçmak ve vazgeçmek tehlike işaretidir. 13- İşiniz için çalıştığınız gibi, evliliğinize de çalışın. 14- Beyini kapıda güleç yüz ve tatlı dille karşılayan kadın, evine huzur ve saadeti misafir etmiş olur. 15- Beyinize gazete, kitap ve mecmuayı düzelterek verin. 16- Efendisinin davranışlarına bakarak karşılık veren hanım, ömür boyu mutluluk içinde yaşar. 17- Öfkelendiğinizde sert bir mektup yazın, sonra yırtın. 18- Karı-koca birbirleri ile sohbetleşme kültürünü öğrenmelidir. 19- Bir evliliğe ne verirseniz, onu alırsınız.
d- PROBLEMLERİNİ AZA İNDİREN VE BİRBİRİNE SAYGILI OLAN MUTLU BİR AİLENİN HAYAT SEYRİNDEN ALINTILAR
1- karı-koca olarak birbirlerine "Neden olmasın, olur" ahlakı ile ahlaklanmıştır. 2- Bazen güneşin doğuş ve batışını birlikte izler ders alırlardı. 3- Onlardan biri telefonla konuşurken, diğeri telefondan uzaklaşırdı. 4- Birbirinin ailelerine saygılı olurlar ve aleyhlerinde konuşmazlardı. 5- Bir senenin programını ortaklaşa hazırlarlar ve uygularlardı. 6- Eşler birbirinden gazete istese, düzelterek verirlerdi. 7- Mutfaklarını bile eğitim yapılan bir ortama dönüştürmüşlerdi. 8- Evin erkeği işinden geç gelecek olsa, mutlaka eşine haber verirdi. 9- Sofraya birlikte oturur ve birlikte kalkarlardı. 10- Ev içerisinde ayn odalarda olsalar bile, birbirlerine bağırarak konuşmazlar, birbirlerine yaklaşarak konuşurlardı. 11- Her ayın muayyen günlerinde kocası, hanımına en üst seviyede anlayış gösterir, hanımı bundan azami derecede memnun kalırdı. 12- İmkan nisbetinde hanım, bazen öğle yemeğini hazırlar ve beyinin çalıştığı yere kendisi götürür ve birlikte yerlerdi. 13- Hanımı, ara ara sevgi ve saygı ile alakalı küçük mesajlar yazar ve beyinin cebine ondan habersiz olarak bırakırdı. 14- Vakit bulduklannda kitap evlerini birlikte dolaşır, yeni basıma giren kitap ve mecmualar hakkında bilgi edinirlerdi. 15- Evin hanımının en itina gösterdiği husus; işinden gelen beyini kapıda güler yüzle karşılamak ve stresini almak olurdu. Beş dakikalık bu fedakarlığa, beyi tam 24 saat fedakarlık sergilerdi. 16- Şakadan da olsa, birbirlerine kına lakaplar vermezlerdi. 17- karı-koca birbirini olduğu gibi kabul etmişlerdi. 18- Başladığı işi mutlaka bitirirler ve verdiği sözü yerine getirirlerdi. 19- Eşlerden biri hata işlediği zaman, derhal özür dilerdi. 20- Sabah namazından sonra bazen birlikte kültür fizik yaparlardı. 21- İstemekte utandığı meseleleri birbirine yazı ile bildirirlerdi. 22- Günün ve haftanın akış seyri ile alakalı programlı yaşarlardı. 23- Sevgiyi lafla değil pratikte yaşarlar, sevgiyi fiil haline getirirlerdi. 24- Birbirlerinin beğendiği şeyleri söylerler ve beğenmediklerini görmemezlikten gelirler, içlerinde kin ve buğza yönelik bir şey tutmazlardı. 25- Evlerinde herkesin yerini bildiği İlk Yardım Çantası bulundurur ve acil durumlarda ilaçların nasıl kullanılacağını pratikte öğrenirlerdi. 26- Eşlerden biri veya ikisi, kaf iyyen yatağa kızgın olarak yatmazdı. 27- Birbirleri ile konuşurlarken kibar ve nazik olur, asla seslerini birbirlerine karşı yükseltmezlerdi. 28- Gün aşın telefonla birbirlerini ararlardı. Özel bir isteklerinin olup olmadığını sorarlar ve istenilenleri yerine getirirlerdi. 29- Mübarek gün ve gecelerde evin hanımı kıyafeti ile, yemek çeşidi ile ve ev düzeni ile farklılık gerçekleştirirdi. 30- Birbirlerinin ceplerini karıştırmazlar ve bu hususta güvenlerini zedeleyecek söz ve tavırlardan şiddetle kaçınırlardı. 31- Evin hanımının, mutfağın bir yerinde asılı panosu vardı. Burada; "Yapılması gerekenler" başlığında liste hazırlar ve herkes üzerine düşeni yapardı. 32- Gerek hanım ve gerekse erkek, evliliklerinde mutlu olan aileler başta olmak üzere aile ziyaretlerine önem verirlerdi. 33- Evin hanımı, monotonluğu sevmez, evini güzelleştirmek için her şeyi denerdi. Teypten en çok dinlediği sureler; Yasin, Mülk, Tahrim, Nur, Ahzab ve Nisa idi. 34- Evin hanımı, kocasının haberi ve izni ile, kendisinden yaş ve tecrübe olarak büyük olan bir hemcinsini kendisine danışman olarak seçmişti. Ufak cinsten de olsa bazı olayların düzeltilmesi konusunda, ona danışırdı. 35- İnsanlık hali, bazen bazı olaylara karşı öfkelendiğinde, sinir küpü dolu bir mektup yazar ve daha sonra yırtarak çöp tenekesine atardı. Tüm derdi, beyine karşı olumsuz bir söz ve tavır ortaya koymamaktı. 36- Karı-koca anlaşarak evliliklerinin ilk dönemlerinde üç ay boyunca hiç kimsenin gıybetini yapmamak konusunda karar vermişlerdi. Evlilikleri üzerinden on sene geçmesine rağmen hiç kimsenin gıybetini yapmazlardı. 37- Onların özelliklerinden birisi de şu idi; Kendi kendilerinin hatalarını ve hatalı yönlerini yazmak, tesbit etmek ve bunları sırası ile düzeltmek. 38- İlk evlendikleri dönemden itibaren, sık sık gündem maddeleri oluşturur ve onlar üzerinde tatlı tartışmalar yaparak, konuşma sanatını öğrenmişlerdi. Şimdi onlar hem sohbet etmede ve hem de birbiriyle konuşmada mutluluğu zirvede yaşıyorlar. 39- Birbirlerine karşı kullandıkları kelimelerin başında teşekkür kelimesi gelirdi. En tüçük bir hizmetin karşılığı "Teşekkür" ile noktalanırdı. 40- Evin reisi, buyurgan bir erkek değildi. İsteklerinde "Lütfen" kelimesi en çok dikkatle kullandığı bir kelime idi. 41- Gerek hanımda ve gerekse beyde birbirleri hakkında tuttukları bu notlarda sevdikleri ve sevmedikleri hususlar yazılı idi. Bu hususlara çok büyük çapta önem verirlerdi. 42- Hanım şayet mutfakta iş yapacaksa; beyinden izin alır ve "Bir isteğin var mıydı?" sorusunu sorar ve geçici olarak beyini yalnız bırakırdı. 43- Ev içinde dahi oda kapılan kapalı ise, eşler oraya girmek istediğinde kapıyı vurur, selam verir ve öyle girerdi. 44- Evlerini, Allah'ın rahmet nazarı ile baktığı evlerden yapmak için üzerlerine düşen vazifeleri ihmale uğratmadan gerçekleştirirlerdi. 45- Hanımın özel günlerinde, kocası yatmadan önce üç defa ih-las, felak ve nas surelerini okur, hanımının üzerine hafifçe üfler ve elleri ile mesh ederdi. Bunu yaparken de, Peygamberimiz Hz.Ai-şe'ye de böyle yaptığını söyler ve yatma anında bile Peygamberimizle farklı bir irtibatı kurmak isterlerdi.
|
PAYLAŞMA AHLAKININ BOYUTLARI
18/2/2008 · Kategori: Tum-Yonleriyle-Aile
|
Paylaşma Ahlakının Hukuksal Ve Ahlaksal Boyutu |
Paylaşmak, müslüman insanın en güzel vasıflarından biridir. O güzel insan, ekmeğini, sevgisini, acıyı ve tatlıyı, bağını ve bahçesini, yetenek ve özelliklerini kardeşiyle paylaşır. Müslüman, alan el değil, veren el olarak nitelendirilmiştir. Paylaşmak aşktan, muhabbetten, sevgiden kaynaklanır. Paylaşmak ihtiyaçtan kaynaklanmaz. Paylaşmak alanların değil, verenlerin işidir. Rabbimizin biz kullarına lütfettiği her türlü nimetleri, Allah'ın bizlere emanetidir. O nimetleri sadece kendisi için kullananlar, paylaşma vasfını kaybehniş kimselerdir. Böyle egoistleri, bencilleri ve menfaatçileri Rabbimiz sevmez. Eğer bir müslüman insan: "Benim başarım ve saadetim, herkesin başarısı ve saadeti ile birleşirse işte o zaman geçerli olur." diyebiliyorsa, o insan paylaşan insan demektir. Paylaşan insanlar, seven insanlardır. Seven insan ise, kendisinden taşan, kendi hesabını bir kenara koyan, başkalarının sevinç ve acılarını paylaşan, kendisini onlar için sorumlu sayan kimsedir. Paylaşan insan, birden fazla hayatı yaşayan kimsedir. Birden fazla yaşadığı hayat, karşısındakinin, toplumun yaşadığı hayattır. Böyle özelliklere sahip olan insanlar için Kur'an-ı Kerim "Tek başına bir ümmet" (Nahl, 120) tabirini kullanır. Paylaşan insanlar, Allah'ın tüm kullarını aynı şekilde seven ve sayan insanlardır. Bir insan kendi anlayışına, kendi cemaatine, grubuna mensup olanlara iyi davranıyor ve diğerlerine aynı fedakarlığı yapmıyorsa, o insan bir ölçüde menfaat ve hesap peşinde olan bir insandır. Paylaşan insanlar gelmeyi değil, gitmeyi öne alan insanlardır. Netice olarak paylaşan insanlar, muhatabının fikir ve düşüncelerini, imkanlarını, gelir ve giderlerini, sıkıntı ve sevinçlerini, üzüntü ve ızdırabı, arabaları, develeri, at ve merkepleri, kâr ve zararları, başarı ve mağlubiyetleri paylaşan insan demektir. Bu insan tüm insanlara böyle davranırsa, nikahlı hanımına nasıl davranır? Şimdi ona bakalım.
Müslüman koca öncelikle şöyle düşünür: Allah'ın, nikah akdi ve ahdi ile bana bahşettiği hanımım hamileliği, dünyaya gelişi, çocukluğu, kızlık dönemi, evliliği, nişanı, mehri, anneliği, nafakası itibari ile Allah'ın bana bir emanetidir. O da tıpkı benim gibi bir insandır. Nikahı kıyılarak tercihini bana yapmış olması, onu hizmetleme akdi ile nikah kıyılmamıştır. O farz görevleriyle Allah'a, nafile dünyası ile bana muhataptır. Allahü Teala hikmeti gereği, aileyi mutlu etsin, çalışıp çabalasın ve ailenin nafakasını temin etsin, toplumu düşmandan korusun diye, erkeği vücut bakımından daha üstün yaratmıştır. Çocukları yetiştirsin, güzel huyuyla, şefkatiyle, aileyi huzur ve sükun ile doldursun diye hissiyatta kadınlara üstünlük vermiştir. Ona anne olma imkanını vermiş ve cennet üstü bir varlık olarak anlatmıştır. Allah'ın ayetlerinden bir ayet olan ailede, kadının değişmeyen rolleri vardır. Bunlar: Hamile olmak, doğum yapmak, çocuk emzirmek ve çocukları terbiye etmektir. Bu rolleri sistematik olarak ele alırsak, İslam kadına şöyle der: 1. Sen, evinin işlerini çok güzel bir şekilde idare edeceksin, 2. Kocana ve çocuklarına huzurlu bir aile ortamı hazırlayacaksın, 3. Çocuklarını en güzel bir şekilde eğiteceksin. Paylaşma ahlakında anne sevginin, baba ise otoritenin temsilcisidir. Baba evin reisi olup, patronu değildir. karı ile koca arasındaki ilişki bir ortaklıktır. Her ortak birbirinin iyiliği için çalışmalıdır. Ancak, erkek ve kadının yüklendiği roller, günün şartlarına göre gözden geçirilir, ihtiyaç duyulduğunda birbirinin sahalarına girebilirler. Demek ki, ailede sorumluluk eşit, ancak roller farklıdır. Peygamberimiz, evin iç görevlerini Hz.Fatıma'ya, dış görevlerini İSe Hz.Alİ'ye verdi (İmam Kasani, Bedaius-Senai, 4/192; İbniAbidin, ReddülMuhtar, 7/299-300; timi Kayyim, Zadül-Mead, 5/187) Hz.Fatıma, ev hizmetleri sebebiyle çektiği sıkıntıları babasına götürür, kendisine yardım edecek bir hizmetçi ister. Hz.Peygamber (s.a.v.), buna razı olmaz ve kendisine kolaylık temin etsin diye bir dua öğretir (33'er defa sübhanallah, elhamdülillah ve Allahü Ekber) (Seyid Sabık, Fıkhus-Sünne, 3/51). Ev işlerini yapmak kadının görevi olmasaydı, kocanın hanımına bir hizmetçi tutması emredilirdi. Günümüzde ev işlerini teknolojik aletlere yaptırtan ev hanımı, bu aletlerin iki üç hizmetçiye eşit olduğunu düşünmeli ve bu teknolojik hizmetleri eve alan kocasına teşekkür etmelidir. İmam Birgivi, Tarikatı Muhammediye isimli eserinin 478. sa-hifesinde der ki: "Evinin iç hizmetlerini yapmak diyaneten kadına vaciptir." Mesela, ekmek pişirmek, bulaşık ve çamaşır yıkamak, yemek hazırlamak gibi. Bunlan ve benzerlerini yapmıyacak olursa günahkar olur, ancak hukuken zorlanamaz. Buna rağmen, ev işlerinde haramına yardıma olan erkeğin umre sevabını alacağını Peygamberimiz haber vermiştir. Son zamanlarda, kadınların "Ben mecbur değilim" diyerek ev içi hizmetlerine karşı verdiği direnç ne yazık ki, yüzlerce ailenin dağılmasına sebep olmuş ve bir hiç uğruna ailenin vardığı yer, mahkeme salonları olmuştur. Halbuki ev hanımı, ev içi hizmetlerim severek ve içtenlikle yapar. Çünkü onun ruh dünyası, fıtrat güzelliği, psikolojik yapısı ev içi hizmetlerine müsait olarak yaratılmıştır. Bu dengeyi feministlerin ekmeğine yağ sürercesine bozmak, aklı başında olan bir kadının yapacağı iş değildir.
|
| Abdullah BÜYÜK |
NİŞAN VE EVLİLİK DÖNEMİ
18/2/2008 · Kategori: Tum-Yonleriyle-Aile
|
Nişan Ve Evlilik Dönemi İlişkileri |
Nişan: Nikah olmadığında hukuki bir bağlayıcılığı olmayan, gelenekten ötürü Anadolu'da bulunup, İslam'da olmayan bir süreçtir. Ama nişan mâruf bir örftür. Nişanın bozulması söz konusu olursa; söz alıp-verme esnasında alınan malın geri verilmesi gerekir. Hak-hukuk meselesidir. Dünürcülük-Görücülük (Hıtbe): Örnekle başlanacak olursa; Peygamberimiz (s.a.v.) Muğire bin Şube'ye geline bakmasını tavsiye etmiştir. Kadın ve erkeğin evlenmek maksadıyla birbirine bakması, birbirini görmesi taVsiye edilmiştir. (Ebu Davud, Mkah, 18; Tirmizi. Nikah, 5) Bu vekaleten de, asaleten de olabilir. Evlenecek olanların birbirine bakmada ölçüsü Hanefilere göre; el, yüz ve ayaktır. Bazı mezheplerde daha da dardır. Nasıl ki, bir evin kapısı, o ev hakkında bir fikir veriyorsa, el ve yüz de insan hakkında bir fikir verir. El ve yüz insanı aksettirir. Bakmanın bundan öteye götürülmesi uygun değildir. Görücülük; sırf evlenme amacına matuf ve ihtiyaç için ise, iş gezme-tozma aşamasına getirilmeden biraz daha ilerletilebilir. Peygamberimiz (s.a.v.) dünürün istemeye gittiği kimseyi, kendisine istemesini Asr-ı Saadef te geçen bir olaydan ötürü yasaklamıştır. (Buhari, Büyu'58; Müslim, Nikah, 49; Ebu Davud, Nikah, 17) Nikahlt Nişan: Hz.Aişe ile Peygamberimiz (s.a.v.) en az üç yıl nikahlı olarak evliliğin gerektirdiği hiçbir şeyi yapmadan yaşamışlardır. Bu sünnet olarak kabul edilemez. Hayatın cilvesidir, ama caizdir. Nişanın bozulma ihtimali yoksa uygulanabilir. Yoksa taraflar bilhassa kız tarafı çok yara alır. Bu arada nikah ilan edilmemişse, karı-koca ilişkisine girilmemelidir. Çünkü nikahta duyurma ve şahitler esastır. Düğün: Velimeyi imkan kıldığı için müekked sünnettir. (İbni Mace, Nikah, 24; Buhari, Nikah, 67-68) Nikah dışında şartı yoktur. Düğünlerde verilen yemeğe "Düğün Yemeği" demek yerine "Velime" denilirse, İslâmi bir şiâr diriltilmiş olur. Düğünlerde bazen haram-helal sınırlan karışır. Haram konusunda titiz olmak gerektiği gibi, helal konusunda da engelleyici olmamak gerekir. Evliliğin başlangıcında haram olması evliliği etkiler. Ama cahiliyyede böyle yapılmışsa da İslam, öncesini temizler. Şu an marşlı, ilahili düğünler var. Düğünün kimlik olmasından ötürü, şer'an olmasa da kültürel, toplumsal, siyasi olarak alternatifin kullanılması daha iyidir.
a- Ve Bütünün İki Parçasının Bir araya Gelmesi: NİKAH * Nikah, erkeği kadına sahip kılan bir akid olarak tarif edilmiş olsa bile, Kur'an'ın anlatmak istediği nikahın mahiyetini ortaya koyma hususunda noksan bir tariftir. * Nisa Suresinin 21. ayeti mealen şöyledir: "Vaktiyle siz birbirinizle haşır-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu nasıl geri verirsiniz?" Ayette geçen misak-i ğaliz, Ağır anlaşma demektir. * İki yarımın bütünleşmesi, hayvanlarınkine benzemez. İnsanın, erkek ve kadın olarak birleşmesi, nikah ile geçerlidir. Çünkü insanda irade vardır. Nikahsızlık, bir alçalışın hayvanlaşmasıdır. Çünkü hayvanda nikah olmaz. Nikah sadece basit bir akit değildir. Aynı zamanda mukaddes bir ahiddir. Öyle ise nikahın iki temel ayağı vardır. 1- Akid Olarak Nikah: Müşterek hak ve vazifelerin esasını teşkil eder. Karı-koca arasındaki hak ve vazifelerin ana noktalan, nikahın akid ayağı ile esasa bağlanır. 2- Ahid Olarak Nikah: Kadının bütün hukukunu onunla evlenecek erkeğin teminat altına alacağına dair verdiği sözdür. * Ayette, misak erkeklere, misakı almak ise kadınlara isnat edilmiştir. Buna göre nikah, hayatın her halinde, hem rahmetlerinde, hem zahmetlerinde ebedi arkadaşlık akdi ve ebedi bir ortaklık anlaşması ahdidir. * Nikahın, değer ve kıymeti sadece kıyılmasında değil, iki tarafın sevgi ve saygısının devamındadır. * Bir bütünün iki parçası durumunda olan karı-kocanın arasındaki sevgi ve muhabbet nefrete dönüştüğü an, evlilik hayatı iki taraftan birine veya her ikisine azab vermeye başlar. Hürriyetin teminatı olan nikah, bu sefer esaretin vesikası olur. Allah'a en sevimli olan amel, esir olan kimseye hürriyet bahşetmektir. Bu durumda Allah'ı gazaba getiren talak (Feyzul-Kadir, 1/79,3/242-243), zarurete binaen meşruiyet kazanır.
b- KISACA EVLİLİĞİN MAKSADI 1- Kulluğun ifası: Hiçbir tren tek rayla gitmez. Evlilik çift rayda giden tren gibidir. Rayından birisi kadın, diğeri de erkektir. 2- Neslin devamıdır: Fıtri vecibedir. Farz-ı Kifaye'dir 3- Hayatın paylaşılmasıdır. Hayatı taşımada kadının rolü çok büyüktür. 4- Fıtri ihtiyaç olan cinselliğin tatminidir. Meşru yolla 5- Huzurun teminidir: "Allah evlerinizi sizin için bir huzur ve sükun yeri yaptı."
c- EVLİLİK MÜESSESESİNİN SEBEPLERİ 1- Hakiki ve samimi sevgi üzerine kurulmuş olan bir evlilik, 2- Maddi ve cinsi sevgiye dayalı olan bir evlilik, 3- Uhrevi kaygılarla sürdürülmeye çalışılan bir evlilik, 4- Dünyevi sebeplerden dolayı sürdürülen bir evlilik,
d-UNUTMAYALIM; 1- Saygı, sevgiyi besler. Birbirlerini sevmeyen karı-koca birbirlerine saygılı davranmalıdır. 2- Ahiret gününe iman, aile geçimsizliklerini tedavi eden bir ilaçtır. 3- Bir miktar suyu, diğer bir miktar su ile karıştırınca onları ayırmak nasıl mümkün olmuyorsa, ruhlan bibirine uymuş eşleri birbirinden ayırmak da o kadar zordur. 4- Yalan, iyi bir evliliğin kötü düşmanıdır.
e- YUVAYI DİŞİ KUŞ YAPAR Kur'an'da kadın tarladır (Bakara, 223). Bakımlı, verimli bir tarla, Kadın, hep yenileyen ve yenilenen bir varlıktır. Ona bu özelliği sesi, teni, zineti ve cinsiyeti vermiştir. Kadın, kocasını mutlu etmek için işte bu dört özelliğini "Kadınlık Sanatı" olarak uygular. Ve yine kadın, kocasını fiziksel, ruhsal, düşünsel ve cinsel dünyası ile kuşatmalıdır. Aynı çatı altında yaşayıp, aynı yastıkta bir ömür geçirmenin yolu budur. Kan ile kocayı mutlu eden 3-5 dakikalık zevk anı değildir. Dertleşmek, paylaşmak, hoş sohbet, saygılı olmak, anlayışlı olmak, ilgilenmek, fedakarlık yapmak, sevmek gibi unsurlar, karıkocanın mutlu ve saadetli yaşamını hazırlar.
f- HER ŞEYİ KADINDAN BEKLEMEK HAKSIZLIK OLMAZ MI? "Bana dünyada üç şey sevdirildi; 1- Güzel koku, 2-Kadın, 3- Gözümün nuru namaz" (Nesai, İşretün-Nisa 1; Ahmed, Müsned, 3/128,199,285.) Hadiste kadın; güzel koku ile namazın arasında zikredilmiştir. Çünkü kadın; koklanarak onunla ferahlık duyulacak, namaz gibi kutsal bir varlık olarak anlaşılacaktır. Bu sebeple; Erkek; isteyen, aşık olan, seven özelliklere sahipken, Kadın; istenen, sevilen ve aşık olunan varlıktır. Kendisine aşık olunan. Kadın; çiçektir, saksıdaki gül gibidir. Erkek ise, bülbül ve an. Kadın; ışıktır, erkek ise bu ışığın etrafında dönen bir kelebektir. Kadın; nazlıdır, cilvelidir, böyle bir iç güdüye sahipken, Erkek; ihtiyaç karşılayan, talep eden psikolojik bir yapıya sahiptir. Ve Allah, kadınları sevilmeye elverişli olarak yaratmıştır. Bu gerçeklerden hareket eden kadın; 1- Konuştukça kocasını duygulandınp, ona hayat vermeleri için, seslerini ince ve cazibeli yaratmıştır. SES. 2- Dokundukça haz duyulması için tenlerini duygusal, tüysüz ve yumuşak özellikleri ile donatarak yaratmıştır. TEN. 3- Eşlerine güç ve heyecan verebilmeleri için cinsel duygularını daha güçlü, duyarlı yaratmıştır. CİNSELLİK. 4- Kendilerini devamlı genç, daha güzel ve daha ilginç göstermeleri için, erkeklere haram kılınan ipek ve altın, kadına helal kılınmıştır. ZİYNET. 5- Çeşitli ziynetlerle süslenerek kocalarına karşı daha sevilmelerini ibadet saymıştır. İBADET. ÇOK ÖNEMLİ: Kadınlar, kadınlık sanatını bu özellikleriyle kocaları için kullandıkları sürece mutlu-huzurlu ve güvenli olarak yaşarlar. "Onların yanında bakışları sırf eşlerine çevrili ceylan gözlü huriler vardır." (Saffat:4S) Gözler, canlar ve kalpler eşlere çevrilmelidir. Bu da kalbe karşılık, başka bir kalbin bulunması ile mümkündür.
g- AİLEYİ ÇEKAP YAPMAK 1- Fakirlik sebebi ile sıkıntılı aileler, 2- İlgisizlikten dolayı problemli aileler, 3- Zenginlik sebebi ile hasta aileler, 4- Çocuklar sebebi ile hasta aileler, 5- Ruhi sorunlarla hasta aileler.
Hastalığı Teşhis ve Tedavi 1- Seyahat programı yapılarak tedavi edilir, 2- Telkin, terapi, ikna ederek tedavi edilir. 3- Sağlık taraması yapılarak tedavi edilir. 4- Umre-hac gibi seyahatlerle tedavi edilir.
h- ERKEĞİN HANIMINA - HANIMIN ERKEĞİNE AŞIK OLMASINDA BAZI GÖREVLER 1. İnsan kendisi ile barışık olursa, kişisel ilişkileri düzelebilir. 2. Aşk, tarafeynin zaman, enerji ve para tasarrufu ile belgelenir. 3. Gülümsemeler bulaşıcıdır. Eşinize bu hasleti bulaştırabilirsiniz. 4. Aşka katiyen bir fiat etiketi konulmaz. 5. Sohbet etme sanatı, karşılıklı olarak geliştirilmelidir. 6. Her akşam belli bir zamanı karı-koca birbirine ayırmalıdır. 7. Hergün eşiniz ile alakalı olumlu bir şeyini ona söyleyiniz. 8. Hanımınıza 'Teşekkür ederim" demeyi hiç bir zaman unutmayınız. 9. Eşinizi, nelerin sinirlendirdiğini öğreniniz. 10. Hiçbir sebep yokken, eşinize kart ya da küçük sevgi notlan yazın. 11. Müsait ve münasip ortamlarda el-ele tutuşmayı ihmal etmeyiniz. 12. Birlikte yürüyün ve kırlarda uzun geziler yapın. 13. Bazen eşinize süpriz kahvaltılar hazırlayın. 14. Aşk, cennetteki meyveler gibi kendiliğinden yetişmez. Sizler üretin. 15. Hiçbir sebep yokken, eşinize çiçek verin. 16. Birbirini seven karı-kocanm kavgaları, aşkın yenilenmesinin belirtisidir. 17. Eşinize, canınızı sıkan şeyin ne olduğunu mutlaka söyleyin, bekletmeyin. 18. Kimin haklı olduğunu değil, neyin doğru olduğunu birlikte karar verin. 19. Bir tartışmayı sona erdirmekle kalmayın, sevgi, gülücük ve yaklaşımı sağlayın. 20. Eşlerin birbirlerini okşaması, bin sözcüğe bedeldir. 21. Karı-koca birlikte bir kitap okuyun, birlikte bitirin. 22. Düzenli bir biçimde sabah ve akşam yürüyüşe çıkın. 23. Sık sık dişlerinizi fırçalayın. Ağız kokusu sevgiye bir manada engeldir. 24. Daima sağlıklı, dinç ve cazibeli olmayı ihmal etmeyin. 25. Evden çıkarken ve eve girerken, birbirinizle karşılıklı öpüşün. 26. Birbirinize diyemediklerinizi, mektup veya teyp kaseti ile iletin. 27. Birbirinizin ihtiyaçlannın farkında olmaya çalışın. 28. Verdiklerinizi unutun ve aldıklarınızı hatırda tutun. Aşka gıdadır bu. 29. Aşk, eşlerin birbirine bakması değil, birlikte aynı yöne bakmaktır. 30. Her zaman ve her yerde, eşler birbirlerine saygılı olmalıdır. Bu denilenleri yapıp da birbirine aşık olmayan karı-kocayı düşünmek akıl ve manbk dışıdır. İşlenen sebepler, kişiyi neticeye taşır.
|
| Abdullah BÜYÜK |
« Önceki :: Sonraki »
|
|