Dikkat ederseniz ünlü konuşmacılar, kalabalıklara seslenirken başlangıçta ve ilginin dağıldığı konuşma aralarında fıkra ve yaşanmış esprili ve enteresan olaylarla konuşmayı canlı tutarlar ve zenginleştirirler. Ancak, konuşma hazırlarken bu tür fıkraları önceden konuşma ile ilgisini kurmak gerekir. Bu yazımda, “Hitabette Süs” olarak adlandırdığım bu tür katkılar için size Nasreddin Hoca fıkralarını önerecek, esin kaynağı olabilecek bir örnek vereceğim. 5 Temmuz 2003 tarihinde NTV web sitesinde (http://www.ntv.com.tr/news/223197.asp?cp1=1) çıkan “Nasreddin Hoca’nın tarihi kimliği aydınlanıyor” başlıklı bir haberde şöyle bir iddiaya yer verilmiştir: “Esprileri ile Türk mizah tarihinde efsaneleşen Nasreddin Hoca’nın Türk esnaf kültürünün mimarı Ahi Evren’le aynı kişi olduğu, farklı toplum kesimleri tarafından farklı özellikleriyle tanındığı için iki ayrı kişilik olarak bilindiği iddia edildi.” Haberin devamında Nasreddin Hoca’nın felsefi yönüne de değinilmiştir: “Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mikail Bayram, Hoca’nın eşeğe ters binme alışkanlığının eski Yunan filozofları Aristo ve Sokrates’in yürüyerek ders anlatma geleneğinden geldiğini belirterek, “Mahmut Nasreddin de bu geleneği eşeğe ters binerek arkadan gelen talebelere ders anlatma yöntemine dönüşmüştür ve böyle yorumlamıştır” dedi.”
Bu çerçevede; eğer kalabalığa karşı uzun bir konuşma yapacaksanız, aşağıdaki örnek gibi, seçeceğiniz konuya uygun fıkraların yardımıyla, hem kendi kültürümüzü kullanma ve tanıtmayı, hem de Nasreddin Hocadaki felsefi derinlikle konuşmanın ilgi çekmesini, zenginlik ve canlılık kazanmasını sağlamış olacaksınız.
Sorunları Öteleme Yerine Cesur Adımlar Atma Konusunda Örnek:
Halk arasında Zorunlu Tasarruf ve Nema olarak bilinen ve 1988 yılından itibaren çalışanların maaşından zorunlu olarak kesilen Çalışanların Tasarruflarını Teşvik Fonu’nda biriken ana parasının hemen ve nemalarının 2004 ve 2005 yıllarında mart, haziran, eylül ve aralık, 2006 yılında ise mart ve haziran ayları olmak üzere toplam 10 taksitte ve Kamu Bankalarının görev zararlarının Hazine kağıtlarıyla ödenmesi konusunda; ne kadar eleştirilirse eleştirilsin Ak-Parti İktidarı oldukça cesur bir adım atmıştır. Çünkü, önceki Hükümetler tarafından; 2001 yılında kalkmasına rağmen anılan Fon kesintisinin ve T.C. Ziraat Bankası ile Halkbank’a Devletin verdiği görev zararlarının karşılanması amacıyla bir sonraki yıl bütçesine ödenek konulmaması nedeniyle, yıllarca küçük tutarlardaki bu sorunlar ötelene gelmiştir. Çalışanların bu nemaların tamamının bir anda ödenmesi için gösteriler yapması haklı görülebilir ve yukarıda belirtilen düzenlemenin sonuçta kamu bankalarının -bilanço yapısını düzeltmesi dışında- yapısal sorunlarını etkin bir çözüme kavuşturmadığı, kaynak sorununun devam ettiği iddia edilebilir. İşte bu noktada, Nasreddin Hocanın aşağıdaki fıkrası imdada yetişir ve “Görüldüğü gibi; en azından Ak Parti iktidarında, bu ötelenen sorunlara, bir şekilde dikkat çekilmiş ve kaybolan mührün aydınlık yerde değil, bizzat kaybolduğu karanlık yerde aranma çabasına girilmiştir” denilebilir:
“Nasrettin Hoca bir gün köyde kapısının önünde bir şeyler aranıyormuş. Hocayı gören komşuları yanına yaklaşarak:
-Hayrola Hoca Efendi, demişler, bir şey mi kaybettin?
-Mührüm düştü de...
-Nerde düşürdün? Söyle, biz de bakıverelim.
-İçerde düşürdüm, avluda...
-Avluda kaybedilen şey sokakta aranır mı be Hoca?
Evinde ve bahçesinde ışığı olmayan Hoca, bunun üzerine:
-Avlu karanlık, burası daha aydınlık da onun için burada arıyorum, demiş.”
Asım Yıldırım
İblisin Yoldan Çıkışı…
20/10/2008 · Kategori: Serbest Kursi

Secde Emri
“Rabbin meleklere: “Ben, balçiktan, islenebilen kara topraktan bir insan yaratacagim. Onu yapip ruhumdan üfledigimde ona secdeye kapanin” demisti. (Hicr 15/28-29)
“Rabbin meleklere söyle demisti: “Ben çamurdan bir insan yaratacagim. Onu yapip ruhumdan ona üfledigim zaman ona secdeye kapanin.” (Sad 38/71-72)
“Meleklere, “Adem’e secde edin” demistik, Iblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçindi, büyüklük tasladi ve inkar edenlerden oldu. (Bakara 2/34)
“And olsun ki, sizi yarattik, sonra sekil verdik, sonra meleklere, “Adem’e secde edin” dedik; Iblis’ten baska hepsi secde etti, o secde edenlerden olmadi.” (Araf 7/11)
“Meleklere: “Adem’e secde edin” demistik, Iblis’ten baska hepsi secde etmis, o ise: “Çamurdan yarattigina mi secde edecegim?” demisti.” (Isra 17/61)
Iblis’in Cevabi
“ALLAH, “Sana emrettigim halde, seni secdeden alikoyan nedir?” dedi, “Beni atesten onu çamurdan yarattin, ben ondan üstünüm” cevabini verdi.” (Araf 7/12)
“ALLAH: “Ey Iblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alikoyan nedir?” dedi.
O: “Balçiktan, islenebilen kara topraktan yarattigin insana secde edemem” dedi.” (Hicr 15/32-33)
“ALLAH: ” Ey Iblis Kudretimle yarattigima secde etmekten seni alikoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan misin?” dedi.
Iblis: “Ben ondan daha üstünüm. Beni atesten yarattin, onu çamurdan yarattin” dedi.
ALLAH: “Defol oradan, sen artik kovulmus birisin. Din gününe kadar lanetim senin üzerinedir” dedi.” (Sad 38/75-78)
Aldigi Ceza
“Ona, ” In oradan, orada büyüklenmek sana düsmez, defol, sen alçagin tekisin” dedi. (Araf 7/13)
“Öyleyse defol oradan, sen artik kovulmus birisin. Dogrusu hesap gününe kadar lanet sanadir” dedi.” (Hicr 15/34-35)
“Oysa Ben onlari ne göklerin ve yerin yaratilmasinda ve ne de kendilerinin yaratilmasinda hazir bulundurdum. Saptiranlari hiçbir iste asla yardimci da edinmedim.
O gün ALLAH: “Bana ortak olduklarini iddia ettiklerinize seslenin” der. Onlari çagirirlar, fakat hiçbirisi onlarin çagrilarina gelmez. Aralarina bir cehennem deresi koyariz.
Suçlular atesi görürler ve ona düseceklerini anlarlar, fakat ondan kaçacak yer bulamazlar.” (Kehf 18/51-53
Iblis’in Inandigi Seyler
a- Ahiret Inanci
“Insanlarin tekrar dirilecekleri güne kadar beni ertele” dedi.
ALLAH; “Sen erteye birakilanlardansin” dedi.” (Araf 7/14-15)
“RABBİM! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele” dedi.
ALLAH: “Sen, bilinen gün gelene kadar birakilanlardansin” dedi.” (Hicr 15/36-38)
“RABBİM! Dirilecekleri güne kadar beni ertele” dedi.
ALLAH: “Sen bilinen güne kadar erteye birakilanlardansin” dedi.” (Sad 38/79-81)
b- Dogru Yolu Bilmesi
“Iblis: “Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bagli olan kullarin bir yana, hepsini azdiracagim” dedi.
ALLAH: “Dogrudur; iste ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanlarin hepsiyle cehennemi dolduracagim” dedi.” (Sad 38/82-85)
“ALLAH, “Yerilmis ve kovulmussun, oradan defol; and olsun ki insanlardan sana kim uyarsa, onlari ve sizi, hepinizi cehenneme dolduracagim” dedi.” (Araf 7/18)
“RABBİM! Beni saptirdigin için, and olsun ki yeryüzünde fenaliklari onlara güzel gösterecegim; halis kildigin kullarin bir yana, onlarin hepsini saptiracagim” dedi.
ALLAH söyle dedi: “Benim gerekli kildigim dosdogru yol budur; “kullarimin üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapiklar bunun disindadir.”
Ve Cehennem onlarin hepsinin toplanacagi yerdir.” (Hicr 15/39-43)
“Benden üstün kildigini görüyor musun? Kiyamet gününe kadar beni ertelersen, and olsun ki, azi bir yana, onun soyunu kendi buyrugum altina alacagim” demisti.
ALLAH: “Haydi git! Onlardan sana kim uyarsa bil ki, cehennem hepinizin cezasi olur, hem de tam bir ceza” dedi.
Sesinle, gücünün yettigini yerinden oynat, onlara karsi yaya ve atlilarinla haykirarak yürü, mallarina ve çocuklarina ortak ol, onlara vaatlerde bulun ama seytan sadece onlari aldatmak için vadeder.
Dogrusu Benim mümin kullarim üzerinde senin bir hakimiyetin olamaz. Rabbin vekil olarak yeter.” (Isra 17/62-65)
Yemini
“Dogrusu ben size ögüt verenlerdenim” diye ikisine yemin etti.” (Araf 7/21)
Ilk is Adem ile Havva’nin edep yerlerini açmak idi.
“Seytan, ayip yerlerini kendilerine göstermek için onlara fisildadi: “Rabbinizin sizi bu agaçtan menetmesi melek olmaniz veya burada temelli kalmanizi önlemek içindir.” (Araf 7/20)
Adem’in Cennete Yerlesmesi
“Ey Adem! Esin ve sen cennette kal, orada olandan istediginiz yerde bol bol yiyin, yalniz su agaca yaklasmayin; yoksa zalimlerden olursunuz” dedik.” (Bakara 2/35)
“Ey Adem! Dogrusu bu, senin ve esinin düsmanidir. Sakin sizi cennetten çikarmasin, yoksa bedbaht olursun. Dogrusu cennette ne acikirsin, ne de çiplak kalirsin; orada ne susarsin de ne de günesin sicaginda kalirsin” dedik.” (Taha 20/117-119)
Cennetten Çikarilmasi
“Seytan oradan ikisinin de ayagini kaydirtti, onlari bulunduklari yerden çikardi, onlara “Birbirinize düsman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerlesip geçineceksiniz” dedik.
Inin oradan hepiniz, tarafimdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artik korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik.
Inkar eden kimseler ve ayetlerimizi yalan sayanlar cehennemlik olanlardir, onlar orada temelli kalacaklardir.” (Bakara 2/36-39)
“Birbirinize düsman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerlesip geçineceksiniz.”
Orada yasar, orada ölür ve oradan dirilip çikarilirsiniz” dedi.(Araf 7/24-25)
“Onlara söyle dedi: “Birbirinize düsman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ve ne de bedbaht olur.
Benim Kitabimdan yüz çeviren bilsin ki onun dar bir geçimi olur ve kiyamet günü de onu kör olarak hasr ederiz.” (Taha 20/123-124)
Yasak Agaçtan Yemesi
“Ey Adem! Sen ve esin cennette kalin ve istediginiz yerden yiyin, yalniz su agaca yaklasmayin yoksa zalimlerden olursunuz.” (Araf 7/19)
Ebediyet veya Meleklik Arzusu
“Seytan, ayip yerlerini kendilerine göstermek için onlara fisildadi: “Rabbinizin sizi bu agaçtan menetmesi melek olmaniz veya burada temelli kalmanizi önlemek içindir.” (Araf 7/20)
“Ama seytan ona vesvese verip: “Ey Adem! Sana sonsuzluk agacini ve çökmesi olmayan bir saltanati göstereyim mi? dedi.
Bunun üzerine ikisi de o agacin meyvesinden yedi, ayip yerleri görünüverdi. Cennet yapraklariyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine bas kaldirdi ve yolunu sasirdi.” (Taha 20/120-121)
Adem’in Cevabi
“Böylece onlarin yanilmalarini sagladi. Agaçtan meyve tattiklarinda kendilerine ayip yerleri göründü, cennet yapraklarindan oralarina örtmege koyuldular. Rableri onlara, “Ben sizi o agaçtan menetmemis miydim? Seytanin size apaçik bir düsman oldugunu söylememis miydim? diye seslendi.
Her ikisi, “RABBİMiz! Kendimize yazik ettik; bizi bagislamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz” dediler.” (Araf 7/22-23)
Adem’in Peygamber Olusu
“Adem, Rabbi’nden emirler aldi; onlari yerine getirdi. Rabbi de bunun üzerine tövbesini kabul etti. Süphesiz o tövbeleri daima kabul edendir, merhametli olandir.” (Bakara 2/37)
“Rabbi yine de onu seçip tövbesini kabul etti, ona dogru yolu gösterdi.” (Taha 20/122)
Sonuç
“Onlara: “ALLAH’i birakip taptiklariniz nerededir. Size yardim ediyorlar mi veya kendilerine yardimlari dokunuyor mu?” denilir.
Onlar, azginlar ve Iblis’in adamlari, hepsi, tepetakla oraya atilirlar.
Orada putlariyla çekiserek: “VALLAHi biz apaçik bir sapiklikta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine esit tutmustuk; bizi saptiranlar ancak suçlulardir; simdi sefaatçimiz, yakin bir dostumuz yoktur; keske geriye bir dönüsümüz olsa da inananlardan olsak derler.
Bunda süphesiz bir ders vardir ama çogu inanmamistir.
Rabbin süphesiz güçlüdür, merhametlidir.” (Suara 26/92-104)
Yenildik Fırtınalara, af buyur Yâr!
20/10/2008 · Kategori: Serbest Kursi

Ve yenildik fırtınalara, af buyur Yâr!
Zulmün azgın akıntısına karşı yüzerken yoruldu kollarımız. Hayat tüm tavizsizliğiyle yüklenirken üzerimize zayıf düştü bedenlerimiz. Bin kapılı imtihan sarayının sevgi kapısında titredi ellerimiz, ayaklarımız… Ve aşka sadakati beceremedi yüreklerimiz.
İçine atıldığımız ateşe dost olmaktı, acıya ve çileye sevdalanmaktı, meydanlara bıraktığımız karanfillere sadakatti aşk…!
Çölde susuz kalıp yağmuru beklemekti, zemheri kışın ortasında baharı özlemekti, bir dua kuşunun kanadına dışlanmışlığın tüm acısına rağmen ümide ve vuslata dair dualar yükleyip katına uçurmaktı aşk…! Ve yorulmak ihanettir aşka! Çünkü;
“Aşkın bir adı da yorulmamaktır.”
Oysa bela tünelinde zayıf düştü yüreklerimiz. İçimizde yükselirken gam dağları, hayatımızın en acı itirafı dökülüyor dilimizden; “Aşk’a ihanet ettik!” Bu; hüzün kalesine çıkıp “Sevgili’nin huzurunda iki büklüm, edilen zehirden bir itiraf.” Bu, çile dergâhında geçirilen kırk yılı bir tek yanlışla yıkma acısı. Bu, bir ömür kavuran, yakıcı bir kor taşımak yürekte.
İhanetin bedeli, yüreğinden sürgün edilmek midir Yâr? İhanetin bedeli, yüreğimizin gam dağlarında kırk yıl çile doldurmak mıdır?
Yoksa “Sen”siz kalıp, çöllere düşerek Mecnûn gibi “Sen”i aramak mıdır? Bir ömür yollara düşüp, bütün yeryüzünü deli divane dolaşsak da “Sen”den gayrı gidilecek kapımız yok Yâr! Eşiğine dayanmaktan gayrı yok çaremiz! Kabul buyur eşiğine Yâr!
O demir parmaklıkları geçerken, dilimizde “Ve’l-’Asr”, içimizde aşka ihanetin yakıcı farkındalığı ve “Sevgili”nin gücenmişliğinden utanç vardı.
Artık aşkın ateşi de küskün bize. İçin için sızlatan bir köze döndü yüreğimizde… Ve artık yalnız o köz için yaşamak gerek… Ve artık Hz. Adem’in, Havva’nın ve Hz. Yunus’un dayandığı gibi “güneşin battığı yerden doğacığı güne kadar açık tutulacak olan, genişliği hızla giden bir süvarinin kırk yılda alacağı yol kadar olan” o “tevbe kapısı”na dayanmak gerek…
Her sabah “ya bugün güneş batıdan doğmuşsa” diye fırlamak yataktan ve koşmak pencereye, derinden bir “Elhamdulillâh” çekmek, “tevbe kapısı bugün de açık” demek ve bir ömrü o kapının önünde avuçlarımıza düşecek bir rahmet damlası için bekleyerek geçmek gerek.
Zayıflığımızdan dolayı, yüreğinden sürgün edildiğimiz “Sevgili”nin “aff” için, yüreğimizin gam dağlarında her seher vakti Hz. Adem’ce, Havva’ca ve Hz. Yunus’ça duaya durmak, “O”nsuz kalıp düştüğümüz çölün sıcağında mecnûn gibi “O”nu aramak, o çölden azad edileceğimiz günün, vuslatın özlemiyle bir kez daha yanarak yaşamak gerek…!
Bekler pişmanlığımız “aff” gemilerini. Bir mumun duvara yansıyan ışığında gizlenir yalnızlığımız.
Her gece med-cezir geçirir içimizin ateşi. Med halinde yanar yürekler, cezir halinde ince bir sızı kalır, yakar durur içimizi.
Kays’ı mecnûn eden âlemdeki değil içindeki “Leylâ” çölüydü. Biz de içimizin çöllerine düştük Yâr! “Bir kez orman yanmasın, neye yarar kül ve köz” diyordu şair; yine de her serapta koşarız o tepeden bu tepeye Yâr! Aff yağmurun yağsın diye dargın gezeriz içimizin güneşlerine.
Belki düşer diye rahmet damlaların, her seherde duaya dururuz, perişan! Çünkü; “Dünya sadece aşkın ve duanın üstünde duruyor. Şu şunun, bu bunun ve nihayet her şey duanın üstünde.”
Gök duvarının önünde, mahzun bekleyen dualarımızı da kabul buyur Yâr!
BERZÂH ÂLEMİ
20/10/2008 · Kategori: Serbest Kursi

Âhiret âlemlerinin ilk durağı kabirdir. Burası, bir anlamda, bir ara merhaledir; dünya ile âhireti birbirinden ayırır ve her ikisine de komşudur. İki deniz arasındaki dar kara parçasına verilen ‘berzah’ adı, bu âlem için de kullanılır.
Berzah âlemi, fâni dünya hayatından sonra, kıyamet günündeki dirilişe kadar konuk olacağımız âlemdir. Buna kabir âlemi de denir; ancak insan kabre girmeyip de denizde boğulsa, yahut yakılıp külleri savrulacak olsa, yine bu âleme girer ve oranın yasalarına uygun şekilde muamele görür, diriliş gününü bekler.
Kabir, fiziksel olarak bizim dünyamız içinde yer alsa da, koşulları ve yasaları bizim dünyamızdan farklıdır. Bizim bulunduğumuz yerden kara toprağın bağrında karanlık bir çukur olarak görünen o yer, içinde nice âlemler saklar. Bazan üstü rengârenk süslerle mâmur olur o yerin, ama altında kıyametler kopar; bazan da harap bir mezar taşının altında Cennetler seyredilir ve koklanır.
Herşeyden önce canlıdır kabir âlemi; yalnız hayat koşulları farklıdır. Farklı hayat koşulları, aslında, gezegenimizin hiç de yabancı olmadığı birşeydir. Denizlerinin dibinde, çayırında, ırmağında, toprağında, dağında, ormanında bu gezegen birbirinden o kadar farklı hayat biçimleri barındırır ki, bunlardan biri için ölüm anlamına gelen şey, diğeri için hayatın tâ kendisi olabilir. Berzah âlemi ise, diğer hayat türlerinden farkı biraz daha belirgin olan bir hayat biçimidir ve o da, diğer bütün hayatlar gibi, hayatı yaratanın eseridir.
Bir mü’minin bu dünya hayatından berzah hayatına geçişini Peygamberimiz şöyle anlatıyor:
Mü’min kulun dünyadan ayrılıp âhirete geçmesi yaklaştığında, gökten onun üzerine yüzleri güneş gibi parlayan melekler iner, beraberlerinde getirdikleri Cennet kefeni ve Cennet kokularıyla onun gözü önünde bir yere otururlar. Derken Ölüm Meleği (selâm üzerine olsun) gelir ve yanı başına oturur. “Ey temiz ruh,” diye seslenir. “Rabbinin af ve hoşnutluğuna çıkıver.” Ve ruh, tıpkı bir su kabından damlayan su gibi kolaylıkla çıkar.
Melekler ruhu alır almaz Cennet kefenine ve kokularına sararlar. Öyle ki, o ruhtan, yeryüzünde bulunabilecek en güzel kokular yayılmaya başlar. Melekler onunla yükselirken, yanlarından geçtikleri melek toplulukları “Bu güzel koku da ne?” diye sorarlar. Onlar da “Bu filân oğlu [veya kızı] filândır” diye, dünyada iken anıldığı en güzel isimlerle onu tanıtırlar. Dünya semâsının sonuna geldiklerinde kapının açılmasını isterler ve onlara semâ kapıları açılır. Her semâ katından, böylece bir sonraki semâya uğurlanırlar. En sonunda yedinci semâya geldiklerinde Yüce Allah buyurur ki:
“Kulumu İlliyyûn’a1 kaydedin ve tekrar yeryüzüne götürün. Zira Ben onları topraktan yarattım; sonra ona döndürür, sonra bir kere daha ondan çıkarırım.”
Bunun üzerine melekler onun ruhunu tekrar cesedine getirirler.2
Melekler arasında, Cennet kefeni ve Cennet kokuları içinde dolaşan, Yer ve Gökler Rabbinin iltifatına erişen ve Cennete kaydını yaptıran mü’min ruhu, kabre getirildiğinde, yine dostlarla ve müjdelerle karşılaşır. Onu herşeyden önce muhabbetle karşılayan, bağrına girdiği topraktır. Mü’min, kabre konduğu zaman, yer ona şöyle seslenir:
“Hoş geldin, safâlar getirdin. Benim için sen, üzerimde dolaşanların en sevgili olanısın. Artık işin bana havale edildiğine ve sen de bana döndüğüne göre, şimdi sana ne yapacağımı göreceksin.” 3
Derken, mü’min kul, dostu olan toprağın bağrında, başka dostlarla da karşılaşır ve onlarla arasında kısa bir soru-cevap faslı cereyan eder. Bu sohbet sırasında, mü’min, kendisini berzah âleminde huzur ve müjdelere ehil kılacak parolayı doğru olarak söyler. Yine Peygamberimiz haber veriyor:
Onun yanına iki melek gelir ki, birinin adı Münker, diğerininki Nekir’dir. Ona “Şu adam [Muhammed Aleyhisselâm] hakkında ne diyorsun?” diye sorarlar. O da daha önce söylediği gibi der ki:
“O Allah’ın kulu ve resulüdür. Tanıklık ederim ki, Allah’tan başka hiçbir İlah yoktur ve Muhammed de Onun kulu ve resulüdür.”
Bunun üzerine melekler “Senin böyle söylediğini biz zaten biliyorduk” derler.
Sonra kabrinde ona yetmişe yetmiş arşın genişliğinde yer açılır ve aydınlatılır.
Sonra da ona “Uyu” denir.
O “Dönüp de aileme haber verebilir miyim?” diye sorar.
Melekler ona “Sen uyumana bak,” derler. “Damat [veya gelin] uykusuyla uyu ki, onu ancak en sevdiği kişi uyandırır.”
İşte, o mü’min kul, yattığı yerde, Allah’ın onu dirilteceği güne kadar böylece uyur.4
Münker ile Nekir’in sorularını doğru olarak cevaplandıran mü’min kula, bu arada, Cennet ve Cehennemdeki yerleri gösterilir ve “Ateşteki yerine bak; Allah bunun yerine, sana Cennetten bir yer verdi” denir. Mü’min bakar, ikisini de görür.5 Cehennemden ona gösterilen yer, iman edip güzel işler yapmadığı takdirde girmiş olacağı yerdir. Böylece mü’min hem ateşten kurtulmak, hem de Cennet gibi bir ödüle erişmek şeklindeki iki müjdeyle birden sevinir. ?
1. “İyilik ehli olanların kayıtları İlliyyûn’dadır. İlliyyûn’un ne olduğunu bilir misin? O herşeyin apaçık kaydedildiği bir kitaptır. Ona, Allah katında yakınlık sahibi olanlar şahittir.” (Mutaffifîn Sûresi, 83:18-21.)
kaynak
2. Müsned, 4:287.
3. Tirmizî, Kıyamet: 26.
4. Tirmizî, Cenâiz: 70.
5. Buhârî, Cenâiz: 87; Müslim, Cennet: 70.